arkeoloji dunyası
MİL TAŞLARI-1

ARKEOLOJİ DÜNYASI

ARKEOLOJİ ETKİNLİKLERİ

ARKEOLOJİ BELGESELLERİ

ARKEOLOJİ HABERLERİ

arkeoloji haber arşivi

ARKEOLOJİ KAZI HABERLERİ

ARKEOLOJİ KAZILARI

 

ANTİK BÖLGELER

ANTİK KENTLER

ANADOLU UYGARLIKLARI

MÜZELER

TARİH ÇAĞLARI

MİTOLOJİ

Tanrılar-Tanrıçalar-Kahramanlar ve Atrübüleri

ARKEOLOJİ SÖZLÜĞÜ

ARKEOLOJİ MAKALELERİ

 

ARKEOLOJİ KİTAPLARI

ARKEOLOJİ GEZİLERİ

İST. ARK. MZ. SEMİNERİ

 

ARKEOLOJİ GEZİLERİM

ARKEO DOSTLAR

ARKEO İLGİNÇ

SÖZ SİZDE

MESAJINIZ VAR

YEREL ARAŞTIRMACILARIMIZ

ARKEOLOJİ HOCALARI

ARKEOLOJİ SİTELERİLİNKLERİ

 

 

 

                                                Süleyman Boybeyi

 

                                            Bir taşın dili ve anlattıkları

                     KEKLİKOLUK KÖYÜ

 

 

Keklikoluk Köyündeki Yazılı Sütunun Tarihçesi Üzerine

Bir Araştırma

keklikoluk köyü
****************************Keklikoluk köyü ve Binboğa Dağları  (Resim: Tekin Boybeyi)********************

 

                                              Bir açıklama

 

Eskiden Köy yerinden birisi böyle bir sorunla meşgul olacak olsa, o zaman "ooo bre gözüm, sen insanın karnını doyuracak bir konuda bilimsel bir icat yap "diyerek, bu gibi merakları küçümserlerdi. Bugün bu konuda tavır eskisi tavırlardan farklı olur mu, olmaz mı onu bilmiyorum. Yani bu yazı ile kim memnun olacak kim rahatsız olacak bu konuda bir önsezim yok.

Önce beni bu araştırmaya iten sebepleri anlatayım.

1.Hayal meyal hatırlarım. Amcam Rıza Boybeyi ile kuzu gütmeye gitmiştik. Babaannem Hatun(Yıldız) Boybeyi o gün bizim için kuzu güderken beslenmemiz için azık hazırlamıştı. Bu azık torbası içine, bir şişeye taze ayran doldurulmuş, bir kaç bazlama ekmek ve iki dal taze soğan koymuştu. Ve biz kuzularla birlikte yola çıktık."kaniya Hemo"dan geçtik ve "poze hembere" doğru yöneldik. Dedem Veli Boybeyi'nin köyün "poze hember"de büyük ama taşlık bir tarlası vardı. Bu tarla o zamanları köyde geçen ana yolun kenarındaydı. Tarlanın aşağı tarafında yolun kavşağında benim o zamanki boyumdan büyük bir Taş Sütun vardı. Öylesi Sütunları genellikle köylüler kışın evlerin damında yağmış olan kar yığınını bastırmak için Loğ taşı olarak kullanırlardı. O zamanki çocuk kafamla bu güzel taşı nasılda olmuş getirip kullanmamışlar ona şaşırmıştım. Hatırladığım kadarıyla üzerinde yazı vardı. Ama ben okuma yazmam olmadığı için ne yazılmış olduğunu bilmiyordum. Taş Sütun o meydanda yolun çatında "görün işte ben buradayım" dermişçesine meydan okuyan bir görünüşü vardı. İşte anlattığım bu kısa anı yaklaşık 1960 yıllarına rastlamaktadır yada daha öncesi de olabilir daha fazla bir şey hatırlamıyorum.

2.Almanya ya geldim. Geldiğimden bu yana da bir daha memlekete geri dönmedim. Ama sürekli memleket ile ilgileniyor, orda yaşayan insanların yazgıları hakkında haber alıyordum.

Bundan yaklaşık iki yıl önce kardeşimden Köyde bir İnternet Sitesinin kurulduğu faaliyeti yürütüldüğünü duydum. Merak ettim acaba kim, yeni nesilden kim bu girişimde bulunmuş öğrenmek istedim. Bu merakla İnternete Köyün ismini verdim ve karşımda Keklikoluk la ilgili bir yığın bilgiyle karşılaştım. İşte o zaman açtığım o sitede yıllardan sonra ilk defa Binboğanın eteğindeki köyün, Keklikoluğun bir resmini gördüm. Heyecanla daha fazla öğrenmek için diğer sayfalara girdim işte o sayfaların birinde Köyümüzdeki bu yazılı Sütunun Fotoğrafını gördüm. Çocukluğumda merak ettiğim ama anlamını bilmediğim bu yazıların anlamını öğrenmek için Üniversitenin kütüphanesinden çıkmamaya başladım. Saatlerce bu konu üzerine var olan bütün bilimsel bilgileri toplayıp derlemek için yoğun bir çalışmaya girdim. İşte bu Yazı bu araştırmanın sonucu ve ürünüdür.

Bunu önce Keklikoluklulara sunuyor ve onlara atfediyorum, çünkü bu taş o Köyde bulunuyor ve tarihe ait bir belgedir. Tarih ve bu topraklar üzerinde yaşamış olan toplumlar hiç bir kimsenin malı değil bütün insanlığın malı ve tarihidir, bunu da onların bilmesini istedim.

Üzülerek şunu da söyleyeyim; bizim Keklikoluk ta bazı insanların kötü bir huyları vardır, Köy hakkında olumlu yada olumsuz her hangi bir şey neşredildiği zaman hemen çıngar çıkarır ve bu tartışma içinde birbirlerinin kalbini incitmeye başlarlar."Yok bu beni kötü gösteriyor, yok bu bana hakaret ediyor" gibi v.s, yada şimdi olacağını tahmin ediyorum,"Bu taş benim" tartışması başlayacak. Böyle beyhude tavırlara aldırmaksızın ben bu taşın üzerinde nelerin yazılmış olduğunu araştırdım. Köylü birbiriyle dövüşmesi için değil, yaşadıkları toprakların geçmişi üzerine malumat sahibi olmaları için yaptım. İnşallah büyük bir günah işlememişimdir.

Sözü bitirmeden önce buradan bir dürüstlük gereği şu açıklamayı yapmayı zorunlu görüyorum.

Bu araştırmaya başladığım zaman konunun daha nasıl neticeleneceğini bilmeden her şeye rağmen tarihsel ve belgesel bir şeylerin ortaya konmasında yanlış bir şey olmayacağı düşüncesinde olan ve sık sık araştırmanın neticelenip neticelenmediği konusunda soruşturan, bu konuda bana manevi cesaret ve moral veren, saygıdeğer ağbim Ali Taşyapan'a ve yine Keklikoluk hakkında somut bilgileri sabırsızlıkla öğrenmek isteyen ve bana moral veren, yardımda bulunan değerli arkadaşım ve dostum Osman Can'a buradan defalarca teşekkür etmeyi bir boyun borcu biliyorum.

Yoğun Araştırmamın başarıyla taçlandırılmasında Hamburg Üniversitesinde Eski Tarih araştırmacısı ve Epigrafi kürsüsü sorumlusu Profesör Helmut Halfmann'a ve Yardımcı Asistanı Peter Probst'a minnettarlık duygularımı ifade etmekte çok mutluyum ve kendilerine buradan çok teşekkür ederim.

 

Süleyman Boybeyi,  Bremen, 2.Eylül.2007

 

Keklikoluk Köyünün Tarihi üzerine Düşünceler

 

Keklikoluk Köyünün tarihi üzerine açık ve berrak bir şey söylemek için şimdilik elimizde doğru dürüst bir yazılı belge olmadığı için vakit erkendir. Bundan dolayı da bu köyün tarihi budur yada şudur şeklinde kesin bir tez ileri sürmek gereksizdir. Böyle bir şey ancak bu konuda sağlıklı bir araştırma yaptıktan sonra ileri sürülebilir.

Şimdiki kaynaklar daha ziyade kulaktan kulağa söylenmiş yer yer efsanevi karakter taşıyan sözlü açıklamalara dayanmaktadır. Bu açıklamalara göre Keklikoluk Köyü şöyle anlatılmaktadır.

 

 

                  "Keklikoluk Köyü; Sivas İli'nin İmranlı İlçesi'nin Eskidere (Gundé Nahalé),Söğütlü (Gundé Réyber, Gundé Kuppo),Delice; Zara İlçesi ve Erzincan İli'nin Refahiye İlçesi Gümüşakar (Koçgiri, Qoçgiri) adlı yerleşim birimlerinden gelen Alevi inançlı Kürtçe konuşan Koçgiri Aşireti mensupları tarafından 1877-1882 yılları arasında kurulmuştur. Kahramanmaraş İli'nin Göksun İlçesi'ne bağlı olan Keklikoluk Köyü ilçenin kuzeyinde, Binboğa Dağları'nın batı tarafında yer almakta olup Göksun'a yaklaşık 23 km uzaklıktadır."

 

Bu açıklamaya göre, Keklikoluklular Erzincan'ın Refahiye İlçesi, şimdiki adı Gümüşakar, geçmişteki adı Koçqiri olan yöreden Sivas'ın İmranlı ilçesine, Eskidere(gunde nahale),Söğütlü(gunde Reyber, gunde Kuppo),Delice Köylerine ve Zara ilçesinin birçok yöresine göç ederek, gelip yerleşmişler. Bu yöreye yerleşim 1877-1882 tarihlerinden önce olmuştur. Buradan o günün tarihi koşulları içinde karanlık kalan birçok sebepten dolayı Koçqiril'i ailelerden bazıları daha güneylere göç ederek, gelip Binboğaların bu yöresine 1877-1882 tarihlerinde yerleşmişlerdir.

 

Keklikolukluların kökeni hakkındaki söylentiler de bir o kadar renklidir. Bu söylentilere göre bazıları kendilerini Türkmen olarak, bazıları kendilerini Zaza yada Dimili olarak görürler. Hatta bu söylentilerden en çok ilgi gören tez, Keklikoluklarının atalarının bir zamanlar Horasandan geldikleri söylentileridir.

 

 

Keklikoluk Köyünün eskideki ismi Hırsız Mağara, ya da Hızımar idi.60 yıllarından sonra Hızımar'ın adı söylenmeyip Keklikoluk oldu. Tahminim odur ki, Cumhuriyet

eski olan ne varsa reddederek, ismini değiştirme yeni isim politikasını takip ediyordu. Bu yeni

Politikanın gereği olarak birçok eski yerleşim yöresi, güzergâhı, eski isimlerinden arındırılarak yeni bir isim yeni bir kimlik, Türkçe isimler verildi. Bu politikanın yürüttüğü bu stratejinin gereğidir ki birçok yöre tanınmaz, bilinmez oldu ve geçmişlerinden koparıldı. Bilmiyorum, kim Hızımar'a Keklikoluk ismini verdi. Hızımar'ın ilk ismi Hızır Mağarası anlamındadır. Tahminim o ki, bu yöreye ilk gelen köy kurucuları bu yörenin coğrafik uygunluğundan, dış saldırılara karşı korunma uygunluğundan dolayı, sığınma anlamında Hızır mağarası demiş olabilirler, olabilirler diyorum, çünkü bu konuda henüz açık bir anlatım mevcut değildir. Sonradan veya daha önceleri bulunan bu Keklikoluk ismi de her ne anlamda olursa olsun Keklikoluk köy arazisinin gerçekliğine uygun bir isimdir, çünkü gerçekten Kekliği çok olan bir yöredir. Keklikoluklular Kürtçe bu kuşa keuq der ve bu kuşu ötmesinden ve güzelliğinden dolayı kutsal olarak değerlendirerek, onu vurmazlar.

Burada şu noktayı belirtmekte de fayda var. Köyün yukarısında, Binboğa Dağının yükseklerinde halen Hızımar diye bir yayla var ve bu yayla Keklikoluğa aittir. Düzlükte olan bazı köyler Keklikoluklulara Hırsızmağralılar demekle aslında bu köyün insanlarını sert, hırçın, dövüşçü özelliğine işaret ederek bu özellikleri yüzünden onları alay konusu ederek kaba olmakla yargılarlardı.

 

Keklikoluk Sitesinde:Bağdaş Polat-Köyümüzün Tarihi- adlı açıklaması,Eylül,2007-www.keklikoluk.org, adlı Adresten alıntı

                                    Keklikoluk Nerededir?

keklikoluk köyü nden

(Resim: Bağdaş Polat)

Keklikoluk köyü adında Türkiye de birçok köy bulunmaktadır. Ege bölgesinde, Trakya da, Doğu Anadolu da bu isim altında birçok köy resmi Türk Coğrafyasına kayıtlıdır.

Araştırmamızın konusu olan Keklikoluk köyü, Torosların dağ silsilesi içinde var olan Binboğa Dağının Kuzeyine rast gelen  38° 12' 00.96" Kuzey, 36° 28' 19.69" Doğu Enlem ve Boylamları arasında konumlanan(Google Earth'e göre),Göksun(eski Latince adı Cocussus olan) ilçesine ca.23 Km uzaklıktadır. Batısında 3 Km. uzaklıkta olan ve yine bir Kürt köyü olan Göynük K.Maraş il sınırları içinde bulunur. Kuzey batısında Yalak bulunmaktadır.

Hemen Köyün arkasında, batı tarafında 1 km yakınında ana yol geçer, ama köy düzlükte değildir, Binboğa Dağının kıvrımları arasında bir koyun içine koyulmuş olduğundan hemen görülmez. Görülmesi için arabadan inip biraz Binboğa dağı tepesine doğru yürümek gerekmektedir.

Biraz ileriye varılınca Keklikoluk köyü yeşil çınar ve uzun zarif  kavaklarıyla ve bütün yeşilliğiyle, insanı, kollarını açmışçasına kendine çeker. Bu çekiciliğiyle sanki merak edeni "gel  gel benden korkma, ben seni zaten asırlardır bekliyorum" dermiş gibi gizemli bir davet hissedilir. Evler birbirine sokulmuştur. Bu koyluğun içinde sanki bütün evler ve sakinleriyle Binboğanın kış ayazına ve doğanın zorba gücüne ve siyasi idarelerin baskılarına karşı birbirlerine sokulup korunuyormuş gibi bir duygu uyandırır. Keklikoluk köyü insana, yalın, saf çağrısıyla, köyü ve insanıyla, insanın içini sıcak gülümsemesiyle ısıtır. Ayranı ve Binboğalardan süzülüp gelen buz gibi soğuk suyuyla Çukurova'nın sarı sıcağına karşı insanın ruhunu serinletip dinlendirir.

 

Eskide, yani 1965 yıllarından önce, Anayol, köyün tam ortasından geçerdi, kanıya hemmo'nun önünden geçtikten sonra Göksun Kazasına doğru yönelirdi.1965 ten sonra Karayolları İşletmesi köyün arka tarafında Göksün ve Yalak'a giden asfalt bir yol yapıldı.

 

      

Keklikoluk Ortasından geçen bu Yolun Tarihteki anlam ve önemi

 

Keklikoluk Köyünün ortasından geçen bu yol yüzyıllardan bu yana batıya ve doğuya doğru gelip geçen önemli bir yoldu. İnsanlık Uygarlığında da bu yol oldukça önemli bir rol almıştır. Bu yol eski Kapadokya Uygarlığının hüküm alanı içinde bulunmaktaydı ve Kapadokya Uygarlığının başkenti olan eski adıyla Caecarea (Kayseri) iline giden yoldur.

keklikoluk köyü tolu

(Resim: Tekin Boybeyi)

 

"Cappadocia Uygarlığı Kuzey, batı, doğu ve güney olmak üzere çeşitli bölgelere ayrılmıştı. Doğu yöresi melite denilen bugünkü adı Malatya yöresi ve Comagene Uygarlığı bulunmaktaydı. Bu melite yöresi Cappadocia Uygarlığının doğuda önemli bir yöresini teşkil etmekteydi"

 

Bu yörenin anlatımı şöyledir:

 

"8.Komana Cappadocia-Melitene yöresi: Bu yolun ilk yarı boyu henüz daha iyi muhafaza edilmiş olduğu fark edilmektedir. Bu yol üzerinde o kadar çok miliara (Yol taşı)bulunmuştur ki, Roma yollarının hiç birinde daha bu kadar fazla(miliaria) Yol taşı bulunmamıştır. Bu taşları(Sütunları) Hogarth hepsini (CIL III 6903-6955,12162-12212) adlı Belgesel eserinde tasnif ve kayıt etmiştir. Geriye kalan yol yaklaşık olarak eski Sarız(Saroz) köprüsünün güneyinde Kemerden başlar ve alçak bir geçit olan Keklikoluk boğazından Mehmetbey'den geçerek Göksun(Cocossus)'a varır."

 

 

Koçgirili ailelerin gelip bu yöreye yerleşmesi bir tesadüf değildir, çünkü Nazım Hikmetin belirttiği gibi "Dörtnala gelip uzak Asya dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim"

 

 

Paula-Wissowa Realencyclopädie Cilt XX/1/2 yarı cildi, J.B.Metzlerische Yayınevi, Stuttgart 1919,Sayfa 1915 Almancadan tercüme tarafımdan

 

                                 

 (Miliaria)Yazılı Sütunun Yeri

 

Keklikoluk ortasında, şimdi bir bahçede ceviz ağacının gölgesinde duran bu yazılı Sütunmil taşları 70'li yıllarından önce Köyün Güney arazisi üzerinde başka bir yerde bulunmaktaydı. Bir söylentiye göre taşın bulunduğu yerde Köylünün biri herhangi bir sebepten dolayı bir hafriyat çalışması yapmaktadır. Bu hafriyat çalışmasında bulunan Keklikoluklu köylü bu taşın daha fazla zarar görmemesi için köye taşımış ve getirip bahçesine yerleştirmiştir. Tarihi eserlerin gerçek konuldukları yere sadık kalınması ilkesine ters gibi görünen bu durum hiçte göründüğü gibi değildir, çünkü taş her ne kadar kaidesinin olduğu yerden uzaklaştırılmışsa da gerçek Kültür alanından uzaklaştırılmamıştır, yani Yazılı Sütun halen Keklikoluk arazisi üzerindedir. Bu anlamda tarihi eser yerinde yurdundadır. Yerinde yurdunda durması da gerekmektedir. Bu eserin bir sonraki nesil'e veya nesillere devredilmesi şimdi yaşayanların görevi olduğuna inanıyorum. Amacı ne olursa olsun böylece Köylü vatandaş Yazılı Sütunu da koruma altına almıştır. Şu anda Taşın bulunduğu yer hakkında tam bir açıklama yapmak mümkün değildir, çünkü taşı taşıyan ve o zaman hafriyat işçisi olan şahıs bunu bilmektedir. Yani Yazılı Sütunun gerçek buluntu yeri hakkında, bu şahsın dürüst bilgisine ihtiyaç vardır.

                       

Yazılı Sütun miliaria'nın Özelliği

 

Bu yazılı Sütun bir yol(Kilometre) taşıdır. Tarih araştırmacıları tarafından Tarihte ilk defa Yol kenarına taş dikme işinin eski çağlarda Asur kralı II. Sargon tarafından bu işin yapıldığını tespit etmişler.

Asurlarla birlikte Persler tarafından yol kenarına, yönün iyi seçilmesi için işaret taşlarının konulmuş olduğu tarihi kaynaklara kaydedilmiştir. Bir iki yerde Mısırlılarında böyle bir tavır içine girdiği tespit edilmiş ama bilinmeyen sebeplerden dolayı Mısır Uygarlığı sonradan bu işlevden vazgeçmiştir. Perslerde bu işin buluşçuları arasında olmasına rağmen onlarda daha sonra bu uygulamada pek ısrar etmemişlerdir.

Tarihçiler Perslerin Yol Taşı(farsang= fersah) konusunda şu açıklamayı yapmaktadır: "Persler zamanında var olan Kral Yolu Taşı İşaretleriyle-daha açık ifade edilecek olunursa-uzaklık mesafelerini gösteren Ölçü taşları mevcuttu. Bu şundan dolayı söylenebilir, çünkü Yol Ölçeği yeni Farsçada var olan farsang sözcüğüne denk düşmektedir. Farsçada Taş sözcüğü avest, eski Farsçada da taş sözcüğüne asenga denilmektedir. Yani avest ve asenga sözcüklerinin birleşiminden meydana gelen farsang sözüdür. Persler bu yol taşlarına fersah derler, bu bir nevi uzaklık anlamındadır."

 

 Kilometre Taşının tarihi geçmişi üzerine araştırma yapan tarih bilimcileri; bu kavramın dil bilgisi kuralları içinde tahliline bakarak tespit etmeye çalışmaktadır.

Bu geleneği makedonlar ilk defa Büyük İskender önderliğinde Doğuya doğru sefer hareketi yaptığında bu uygulamanın kendi askeri taktik ve stratejileri açısından önemli olduğunun farkına varıyorlar. Persler tarafından bulunan ama o kadarda önemsenmeyen bu buluşu Romalı Askeri uzmanlar bunu geliştirerek Askeri stratejilerinde kullanıyorlar.

Yolun kenarında duran ve üzerinde yön ve mesafeyi gösteren Yazılı taşa Romalılar Latince miliaria adını veriyorlar. Bu Yazılı taşların hepsinin ayrı ayrı bir görevi ve anlamı olmasına rağmen genelde sınır ve yol için kullanılmaktadır. Bunların içinde bizim konumuza en uygun olan kavram miliaria'yı Romalılar daha fazla geliştirerek ona yeni bir biçim ve amaç veriyorlar.

Tarih araştırmacılar, Arkeologlar Roma dan Uzak Doğuya kadar, yani İskender'in gidebildiği en son yere kadar, şimdiye kadar 5000'e yakın Yazılı Sütunun varlığını belgelere kayıt etmişler. Bu çalışmayı CIL(Corpus inscriptorus Latinarum) .adlı eserlerde oldukça geniş bir şekilde kaydetmişler. Doğu Kültürleri ve Tarihlerini araştırma Enstitüsü tarafından(Orient Institut) halen bu konuda yıllardır süren araştırma ve Proje çalışmaları yapılmaktadır.

 

Tarihteki yollar bugünkü (2007) yollar gibi değildi. Tarihteki yollar dağlardan, tepelerden, kaya aralarından, orman ve koruluklardan geçen patika biçimindeydi. Bugün var olan Autobahnlar yani doğrudan geçen Transit biçimi tarihte ilk defa Almanlar tarafından II. Dünya Harbi sırasında yapılmıştır. Almanlar Nasyonal Sosyalist(Faşist) emellerine varmak, dünyayı fethetmek için bu Autobahnları icat ettiler.

Keklikoluklular yukarda işaret edilen yol biçimini çok iyi bilirler, çünkü eski Anayol köyün içinden geçerdi ve düzgün değildi. Patika biçiminde kıvrımlanarak giden bir yoldu.

 Konunun bu noktasında şu özel durumu da açıklamak gerekmektedir. Romalıların askeri(militarist) uygarlık yanları daha ağır basmaktaydı. Bundan dolayı da bu yol taşlarını işlev ve amacı doğrultusunda ayrı ayrı biçimlerde kullanırlar. Örneğin aynı amaç için kullanılan birde Terminus adı verilen sınır taşları vardır. Bu Terminuslar ülke sınırı için değil, varlıklı sınıfların soyluların sahip olduğu mülk arazilerinin ve kamu malı olan tapınak ve kutsal yerlerin belirlenmesinde, bu yerlerin kayıt ve kadastrosu için kullanılan Sınır taşları şeklindeydi. Dikildiği yerden en fazla 80 cm boyunda ve köşeli, üzerinde sadece arazinin boyutlarını gösteren kısa açıklamalar ve kayıt numaraları yazılıydı. Çok sonraları bu kayıtlar artık bir kenara bırakılmış, sadece taş dikilmekle yetinilmiştir.

Johannes Irmscher Lexikon de Antike, VEB Bibliographische Institut Verlag, Leipzig 1971,Sayfa 349- Almancadan tercüme tarafımdan

Otto Hirschfeld, Kleine Schriften, Weidmanische Verlag, Berlin 1913,Sayfa 705;1 Nr. lı Dip Notu; Almancadan tercüme tarafımdan

2. Sayfa ya git , Miliaria(Kilometre) taşlarının biçim usulleri, Miliaria'ların Özellikleri ve amacı, Kilometre Taşlarının (miliaria) Dikilmesinin amacı, Vs. Vs.
3. Sayfa ya git ( Keklikoluktaki Yazılı Sütunun Tarihi Vs. Vs.)

 
        mesaj kutusu  Konuk  Defteri     

arkeolojidunyasi@gmail.com

bana ulaşmak için yukardaki maili kullanın veya üzerine tıklayın