arkeoloji dunyası
ATATÜRK ve ARKEOLOJİ

ARKEOLOJİ DÜNYASI

ARKEOLOJİ ETKİNLİKLERİ

ARKEOLOJİ BELGESELLERİ

ARKEOLOJİ HABERLERİ

arkeoloji haber arşivi

ARKEOLOJİ KAZI HABERLERİ

ARKEOLOJİ KAZILARI

 

ANTİK BÖLGELER

ANTİK KENTLER

HÖYÜKLER

ANADOLU UYGARLIKLARI

MÜZELER

TARİH ÇAĞLARI

MİTOLOJİ

Tanrılar-Tanrıçalar-Kahramanlar ve Atrübüleri

ARKEOLOJİ SÖZLÜĞÜ

ARKEOLOJİ MAKALELERİ

ARKEOLOJİ KİTAPLARI

İST. ARK. MZ. SEMİNERİ

 

ARKEOLOJİ GEZİLERİM

ARKEO DOSTLAR

DOSTLARLA ARKEOLOJİ GEZİLERİ

 

ARKEO İLGİNÇ

SÖZ SİZDE

MESAJINIZ VAR

YEREL ARAŞTIRMACILARIMIZ

ARKEOLOJİ HOCALARI

ARKEOLOJİ SİTELERİLİNKLERİ

 

ATATÜRK, Arkeolojinin bir bilim dalı olarak eğitim dünyamızda yer almasını sağlamıştır.

"Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanıma ve sahip olmaktan geçer."
Mustafa Kemal ATATÜRK

Konya gezisinde devrin başbakanı İsmet İnönü'ye çektiği telgraftan;

21 Şubat 1931 Konya- Gazi Mustafa Kemal

Telgraf

Başmüvekkil İsmet Paşa Hazretlerine

(Orijinal Metin)

Son tetkik seyahatlerimde muhtelif yerlerdeki müzeleri ve eski sanat ve medeniyet eserlerini de gözden geçirdim.

1.İstanbul'dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya'da mevcut müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserler muhafaza olunmakta ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımiyle tasnif edilmektedir. Ancak memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ilerde tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan âbidelerin muhafazaları için Müze Müdürlüklerine ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere (Arkeoloji) mütehassıslarına kat'i lüzum vardır. Bunun için Maarifce harice tahsile gönderilecek talebeden bir kısmının bu şubeye tahsisi muvafık olacağı fikrindeyim.

2.Konya'da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabi içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakiki mimari şaheserleri sayılacak kıymette bazı mebani vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alâeddin Câmii, Sahip Ata Medrese Camii ve Türbesi, Sırçalı Mescit ve İnce Minareli Cami derhal ve müstacelen tâmire muhtaç bir haldedirler. Bu tâmirin gecikmesi ve âbidelerin kâmilen indirasını mucip olacağından evvelâ asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kâffesinin mütehassıs zevat nezaretiyle tâmirinin temin buyurulmasını rica ederim.
K.ATATÜRK

arkeoloji dunyası, atatürk ve arkeoloji, alacahöyük

Atatürk Alacahöyük kazılarında

Türkiye de arkeoloji yapacak yetişmiş insan olmadığı için devlet bursuyla yurt dışına öğrenciler gönderilmesini ister. Bu gönderilenler Atatürk ün yüzünü ak çıkarırlar.
Ekrem Akurgal, Sedat Alp, Arif Müfit Mansel, Halet Çambel, bu dönemin bursiyerleridir.

Atatürk, bu topraklarda yaşamış eski uygarlıkların, belgeler bulunarak incelenmesini ister. Bunun gerçekleşmesi için, 15 Nisan 1931 yılında Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasını sağlar. Kendinden sonra bu çalışmaların sekteye uğramaması için mirasının büyük bir bölümünü, araştırmalarda ve kazılarda kullanılmak üzere bu kuruma bırakır.

arkeoloji dünyası, aspendos, atatürk ve arkeoloji

9 Mart 1930 Atatürk, Aspendos Tiyatrosunda

1935 yılı yaz aylarında,Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla Avrupada arkeoloji okuyan ve tarih okuyan öğrencilerin iki ay süreyle Türkiye de kazılara katılma talimatı geldi. Berlin'den Halil Demircioğlu ve Sedat Alp ile Paris'ten Halet Çambel Orta Anadolu'da Türklerin idare Hitit kazılarına, Ekrem Akurgal ise Batı Anadolu antik çağ kazılarına katılma emrini aldılar.

İki ay süreyle bütün Batı Anodolu'yu ve müzelerini bir arkeoloji öğrencisi olarak böylece ilk defa gezme fırsatını buldum.

HER GİTTİĞİM YERDE,NEREDE KALACAĞIM PROGRAMLANMIŞTI. BAZI SEYAHATLERİMDE ÖZEL TAKSİ TUTMAM BİLE SAĞLANMIŞTI.

Çok yararlı bir gezi oldu ve bana ileride yapacağım çalışmalar için, ilk düşüncelere girişmemi sağladı.

Ord. Prof. Ekrem Akurgal ( Bir Arkeologun Anıları, TÜBA-1999 )

Türkiye de eski çağ tarihi ve arkeoloji bilimleri, ortaya çıkışlarını ve gelişmelerini Atatürk e borçludur.
Ord. Prof. Ekrem Akurgal

1930 yazında Yalova'da Afet İnan'a söylediklerinden alıntıdır.

... "Çamurdan tuğla, çanak çömlek ilk insanın yaptığı eserler dendir. Hayvanları ehlileştirmek onlardan muhtelif suretlerle istifade etmek, hayvanları sürüler halinde bulundurmak, insanların ilk yaptığı işlerdendir. Ziraat de böyledir. Bundan başka insanlar bulundukları mıntıkaya göre kerpiçten, tuğladan veya taştan binalar yaptılar. Kanallar açarak bataklıkları kurutmak, muhtelif tarzda sulama usulleri de insanların ilk buldukları şeylerdendir. Güneşi ve yıldızları müşahede sayesinde takvimin esasını koyan, tabiatın en büyük kuvvet olduğunu keşfeden binlerce sene evvel yaşamış eski insanlardır. Gemi inşa eden ve denizlerde dolaşmak kabiliyetini de gösteren, ticaret etmesini öğrenen bu insanlardır. Bütün bu saydıklarımız dünyada ve bütün beşeriyette ilk medeni eserlerdir..."

efes, arkeoloji dünyası, atatürk ve arkeoloji

10 Nisan 1934, Efes ziyareti için Selçuk tren istasyonunda iniyor

ATATÜRK SAHA DA

Veliahd Vahdettin ile birlikte Almanya'ya gittiğinde ise, Atatürk Berlin Müzesi'ni ve Pastdam Sarayını gezmiş ve incelemiş; Pergamon Müzesi'ndeki Zeus Tapınağı'nın kendisini ne kadar etkilediğini ve Türkiye'den kaçırıldığı için duyduğu üzüntüyü,sonraki yıllarda, Topkapı Sarayı Müzesi'nin kuruluş çalışmalarını denetlerken,Tahsin ÖZ'e anlatmıştır.

1927 Yılında Sultanahmet ve civarını gezer. Arkeoloji Müzesini ve Topkapı Sarayı Müzesini ziyaret eder. Henüz ziyarete kapalı olan Hırka-i Saadet Dairesini açtırarak ziyaret eder. Padişah portrelerini tek tek inceler.

1929 Eylül'ünde Sultanahmet Cami restorasyonunu inceler ve onarımın çabuklaştırılmasını ister. Bu arada Ayasofya'nın harap ve perişan hali dikkatini çeker. Kubbesinde güvercinler uçuşmaktadır. Avlusu parsellenmiş, kahvehane olarak işletilmektedir.
Binayı hemen Maarif Vekaletine bağlatarak Müze olmasını sağlar. "...Ehli salip artıklarının her devirde tamahını çeken Ayasofya'yı müze yapıp ilim alemine hediye ediyoruz" der.

Atatürk Topkapı Sarayını defalarca ziyaret etmiştir. Son ziyaretini gerçekleştirdiği 1934 yılında, kütüphanede Piri Reis'in Amerika haritasını görünce, bunlar gizli olmamasını, dünyaya ve özellikle Amerika'ya gösterilmesini ister.

Çeitli Tarihlerde İncediği Ören Yerleri

Alacahöyük,

Gavurkale,

Ahlatlıbel

Pegamon

arkeoloji dünyası, ali guneygul, atatürk ve arkeoloji, istanbul arkeoloji müzeleri

Atatürk, İstanbul Arkeoloji Müzesi Merdivenlerinde

Atatürk'ün emriyle ve kurduğu Türk Tarih Kurumunun desteğiyle, Ankara civarındaki Uygarlık Merkezlerinde kazı ve araştırmalar yapılır

1933 yılında Ankara'ya 16 Km. uzaklıktaki Ahlatlıbey kazıları gerçekleştirilir. Bakır Çağı ve Hitit Devirleri incelenir.

1933 yılında Ankara'ya 60 Km. uzaklıktaki Karalar kazılarında Galatlar incelenir.

1934 yılında Göllüdağ, Alacahöyük kazıları başlatılır.

1937 yılında Ankara Kalesi, Çankırıkapı, Pazarlı, Etiyokuşu/Çubuksuyu kazıları başlar.

1930 lu yıllarda Trakya Bölgesinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdür Muavini Dr. Arif Müfit Mansel başkanlığında Araştırma ve Kazılara başlanır. 700 Tümülüs tespit edilir.
Mansel'in Vize kazısına hastalığı nedeniyle gidemeyen Atatürk, buluntuları hasta yatağına getirtip incelemiş ve Kazılara devam ediniz, memleketimizin kültür zenginliklerini daha çok bulacaksınız demiştir.


Ord. Prof. Arif Müfit Mansel'in Trakya araştırmaları, günümüz arkeologlarına hala ışık tutmaya devam etmektedir.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Millî Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip ile Ankara Ahlatlıbel'de arkeoloji çalışmalarını izlerken (5 Mayıs 1933)

Bu kazılarda Atatürk Cumhuriyetinin ilk Arkeologları, Tarihçileri, Sanat Tarihçileri, Filologları, Antropologları çalışır.

Bu kazılarda, Alacahöyük'te, Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık tarafından 22 Agustos 1935 te, Ankaranın simgesi olacak meşhur "GÜNEŞ KURSU" bulunur.

Atatürk, 1935 yılında Yalova deniz köşküne çağırdığı Afet İnan ve TTK Başkanı Hasan Cemil Çambel'e (Prof. Halet Çambel'in babası) 10 maddelik bir direktif dikte ettirir.

. Her türlü kültürel ve arkeolojik belgelerin toplanma, koruma, restorasyonu için yeterli tedbirlerin alınması, gerekli kurumlarla işbirliği, yerel çevrelerin duyarlı olmaları, yalnızca kazıların yeterli olamayacağı, buluntuların restorasyon görerek korunmaları...


10 Maddelik direktifi

1- Her türlü tarihi vesika, malzeme ve abideleri bulma, toplamak ve muhafaza ve restore etmek,

2- Memleket içinde ve dağınık bir halde açıkta duran tarihi eserleri tahrip olunmak, çalınmak, satılmak, ziya'a uğramak ve zamanla kendi kendine harap olmak tehlikesinden masun bulundurmak için hükümetçe bütün tedbirler alınmak,

3- Hükümet otoritelerinin ve belediyelerin yakın ilgi, takip ve mesuliyetleri altında Cumhuriyet Halk Partisi'nin Halk Evleri'ne ve parti organlarına açtıracağı sürekli ve usanmaz bir propaganda faaliyeti ile ve Basın Yayın Umum Müdürlüğü nezareti ve takibi altında günlük gazete ve mecmualarda yaptırılacak sürekli, tesirli, popüler neşriyatla, bu milli tarih mallarının asıl sahibi ılan Türk halkına muhafaza ettirmek,

4- Gerek içeride ve gerek dışarıdaki müzeler ve kütüphanelerde mevcut eski esrlerin ve tabloların kopyalarından koleksiyonlar vücuda getirmek.

5- Ankara, İstanbul, Bursa İzmir, Edirne de muayyen devirlere ve kültürlere ait eserleri toplayarak bu şehirleri büyük üslupta birer eski esrler ve abideler merkezi haline koymak,

6- Ecnebi tarih ekspedisyonların büyük sermayelerle başardıkları kazıları, ileride mali kudretimizin vüs atlı zamanında yapmak üzere, şimdilik, küçük mikyaslarda kazılar tertibi ile arkeolojik ve antropolojik araştırmalar ve keşifler yapmak,

7- Memleket içinde ve dışındaki mühim kazı ve keşif yerlerine seyahatler tertip ederek, bulunan tarihi eserler ve abideler üzerinde ilmi tetkikler yapmak, ( Bu kabsamda Afet İnan, 1933 yılı sonbaharında Yunanistan, Mısır. Filistin ve Suriye de arkeolojik incelemeler yapmış ve dönüşünde bu ülkelerdeki çalışmaları Atatürk e anlatmıştır)

8- Hükümete düşen işleri, bu projeleri uygulamakla görevli komisyonların Hükümet nezdinde takip etmeleri,

9- Yabancı bilim müesseleriyle ve otoriteleriyle, mütehassıslarla işbirliği kurmak,

10- Kültür Bakanlığının verimli yardımını, işbirliğini sağlamak.

Bu gibi fikirleri hala güncelliğini korumaktadır.

Tarih:1993-12-26


Aşagidaki mektup Amerikan Arkeoloji Enstitusu Baskani James
Russel'in gectigimiz aylarda Ankara'da 15incisi duzenlenen
"Uluslarasi Kazi, Arastirma ve Arkeometri Sempozyomu" ile ilgili
izlenimlerini anlatmakta.

Bu mektup Amerikan Arkeoloji Enstitusunun
yayin organi olan "Archeology" dergisinin Eylul-Ekim sayisinda
yayinlandi.

Turkiye, bildiginiz gibi, arkeolojik açıdan dunyanin en zengin
ülkelerinden biri. Genelde Turkiye'de pek kamuoyuna ve basina
yansımamasina ragmen, geçtigimiz yillarda ülkemizde
gerceklestirilen bir çok kazı insanlık tarihinin bilinmeyen çesitli
yönlerine açiklık getirdi. Hatta, bu kazılardan bir kısmı,
kelimenin tam anlamı ile, medeniyet tarihinin yeniden yazılmasina
neden oldu(mesela Çatalhöyük).

Turk Arkeologlar genelde Turk bilim adamları arasında
uluslararasi düzeyde en iyi tanınan gurubu oluşturmaktalar. Bu her
nekadar Türkiye'nin bulundugu cografyanın dogal bir neticesi gibi
görünmekle beraber, bence esas neden özellikle Cumhuriyetin ilk
yıllarında bizzat Atatürk'un teşvikleri bu konuda bir çok
profesyonelin yetişmiş olmasıdır. 1920 ve 1930'larda yurtdısına
(Almanya'ya) doktora için gönderilen ögrenciler, ve daha sonra
ikinci dünya savası sırasinda Türkiye'ye sıgnınan Alman profesörler
Türkiye'de güçlü bir arkeoloji temelinin oluşmasını saglamışlardır.

*****************************************************************


.

Prof. Kutlu EMRE'nin XVIII. "Uluslararası Çorum Hitit Festivali" ndeki konuşmasından alıntıdır.



"ALACAHÖYÜK kazılarının asıl önemi Cumhuriyet dönemi bilim politikalarına ışık tutmasıdır. Bilindiği gibi Büyük Atatürk Cumhuriyet'in kuruluşundan hemen sonra her alanda olduğu gibi bilimde arkeolojide de dünyanın uygar ülkeleri düzeyinde olmayı hedef göstermiştir. O, hangi dönemde yaratılmış olursa olsun, bir ülkenin yer üstünde veya toprak altında bulunan tüm kültür varlıklarına, birer tapu senedi gibi sahip çıkılmasının gerekli olduğunun bilincindeydi.

ALACAHÖYÜK kazıları Atatürk'ün kişisel desteğiyle başladı. Atatürk Türk Tarih Kurumu'nu kurdurarak Alacahöyük kazılarının en iyi şartlarda yapılmasını sağladı.

Bu kazılar daha onun sağlığında verdiği parlak sonuçlar ile Türkiye Cumhuriyetinin adının bilim aleminde yerini almasına neden olmuştur. O, bu sonuçlara o kadar önem vermiştir ki, Meclisin açılış konuşmasında bu kazılar üzerinde önemle durmuş, İstanbul'da toplanan Uluslar arası Tarih Kongresine katılarak, dünya bilim adamlarının değerlendirmelerinden ülkesi adına gurur duyduğunu açıklamıştır"

 

 

Atatürk ve Türkiye'de Çiviyazıları Biliminin Başlaması

Muazzez İlmiye ÇIĞ
Sümerolog

Atatürk'ün reformları içinde, 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanından kısa bir süre sonra yapılan eğitim reformu ön planda geliyordu. 1
İlk olarak din eğitimi yapan okullar yerine çağdaş eğitim veren ilkokul ve liseler açıldı. Yüksek okul olarak sadece İstanbul Üniversitesi vardı, orası da günün koşularına göre bir eğitim veremiyordu. Gerek İstanbul Üniversitesinde yapılacak reform, gerek açılması düşünülen yüksek okullar için, bir taraftan eğitim yaptıracak elemanlar yetiştirilmek üzere Avrupa'ya birçok Türk genci gönderilirken, diğer taraftan 1932 yılında İsviçre'de Profesör ve parlamento üyesi Albert Malche, danışmanlık yapmak üzere Türkiye'ye davet edilmişti.
2
Malche çalışmalarını sürdürürken, 1933 yılında Alman Nazi Hükümeti, ailelerinde Yahudi olan Profesörleri kürsülerini bıraktırmaya zorluyor. Bu profesörlerden bir kısmı Zürih'e gelerek "Dış Ülkelerdeki Alman Bilim Adamlarına Yardım Derneği" isimli bir dernek kuruyorlar. Bunlar çeşitli ülkelere başvuruyorlar. Hiçbir ülke, hatta bir göçmen memleketi olan Amerika bile onları kabul etmek istemiyor. Bunun üzerine Türkiye'de çalışan Albert Malche ile temasa geçiyorlar ve onun aracılığı ile Türkiye'ye gelmeleri kabul ediliyor. (6. 7. 1923)
3
Bu kabul hakkında ünlü iktisatçı Prof. F. Neumark söyle söylemiştir: "Avrupa Üniversiteleri tarihinin tümünde bir başka benzeri bulunmayan bu gün, bir Türk-Alman mucizesi olarak kabul edilebilir."
Bu anlaşmayı yapan zamanın ünlü Pataloğu Prof. Philipp Schvarz da şöyle diyor: Bu andan itibaren yardım derneğinin kurulması ve nedeni haklı çıkmış ve tarihsel bir ihtiyaç olarak kendini kanıtlamıştı.
4
Anlaşmada Türk hükümeti gelecek profesörlerin her türlü korunmasını da üstüne alıyor. Bu anlaşmayı imzalayan Maarif Vekili Reşit Galip Bey; "Bundan sonra bu şahıslar ister serbest, ister hapiste olsunlar, Türk Hükümeti'nin memuru sayılarak Hükümetimizin koruması altına alınmışlardır. Alman Hükümeti onlara bir zorluk çıkarmayacaktır. Eğer çıkaracak olurlarsa, onlarla nasıl başa çıkacağımızı biliyoruz." demiştir.
5
Bu anlaşma sonunda Türkiye'ye Almanya'dan, hatta Avusturya ve Çekoslovak Üniversitelerinden profesör göçü başlıyor. Fakat 1934 yılından itibaren onların Almanya'dan ayrılmaları için Alman Hükümeti, Türkiye'deki Alman sefareti ve konsolosluğu birçok zorluk çıkarıyor.
6
Buna rağmen 1933-1945 yılları arasında 1202 bilim adamı ve muhacir Türkiye'ye sığınıyor. Bunlar, İstanbul Üniversitesi'ne, Ankara'da yeni açılan Hukuk, Siyasal Bilgiler, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültelerine, tiyatro, bale, opera gibi sanat ile ilgili yüksek okullara, Türk profesörlerinin aldığından iki, hatta üç kat yüksek maaşlarla yerleştiriliyorlar.
7
Fritz Neumark, Çalışmalarını ve teşekkürlerini şöyle belirtiyor kitabında; "Doğduğumuz ülkede çoğumuz için yaşam tehlikesi hüküm sürerken, bütün meslektaşlarıma ve birçok nuhacirlere yalnız geçim sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda en iyi çalışma olanaklarını vermiş olan, başlangıçta biz tamamıyla yabancı, fakat gittikçe ikinci vatanımız olarak kabul ettiğimiz bu ülkenin devletine, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bende oluşan duygu, her şeyden önce derin ve içten bir minnet duygusudur.
8
Bu kurtarılan bilim adamları yüksek öğrenim alanında birçok uzman yetiştirerek, kitaplar yazarak, kütüphaneler, laboratuarlar kurarak, Türkiye'nin gerek bilim, gerek sanat alanında büyük bir hızla kalkınmasını sağlamışlardır. 9
Türkiye'den ayrıldıktan sonra da kendi ülkelerinde veya başka ülkelerde büyük işler başarmışlar, yeni bilim adamları yetiştirmişlerdir.
9
Eğer Atatürk onlara, diğer devletlerin yaptığı gibi kucak açmasaydı, bütün bu değerler yok olup gidecekti.
İşte bu profesörlerden sayın hocalarım; Prof. Landsberger, Prof. Güterback ve Prof. Kraus Türkiye'de çiviyazıları biliminin öğrenilmesini ve İstanbul Arkeoloji müzelerinde yıllar boyu el sürülmeden duran on binlerce tabletin bilim dünyasına sunulmasını sağlamıştır.
Fakat bize bu yolu açan yine Atatürk olmuştur. O, yapılacak kültür reformu içinde Türk tarihi ve kültürü araştırmalarını ön plana koymuştur. Onun bütün savaş yılları boyunca hiç durmadan okuduğunu, özellikle Türk tarihi ve dilleri ile ilgilendiğini, kütüphanesinde bulunan kitaplar ve onların üzerindeki notlardan öğreniyoruz.
10
Osmanlı Devleti zamanında eski Türk tarihi ile ilgili olarak memleketimizde hiçbir araştırma yoktu. Atatürk'ün okuduğu Batı'da yazılmış bazı kitaplarda Türkleri küçük düşürücü sözler ve ifadeler vardı.
11
Bir taraftan bunları çürütmek, diğer taraftan Türk gençliğine atalarının ve bugün üstünde yaşadıkları toprağın uzun tarihini ve kültürünü öğreterek, araştırtarak yeniden Türk ruhunu canlandırmak gerekiyordu. Fakat araştırmalar için kaynak gerekiyordu. Bu kaynaklar ancak, Türklerle ilişkileri olan veya olması muhtemel bulunan gelmiş geçmiş bütün milletlerin dillerinde yazılmış kitaplar ve belgelerdi. Onlardan yararlanmak için o dilleri bilen uzmanlar yetişmeli idi. Ayrıca arkeoloji, antropoloji, tarih, coğrafya bilimleri de bu araş-tırmalara yardımcı olacaktı.
12
Türklerin çok eski çağlarda Orta Asya'daki iklim değişiklikleri nedeniyle vatanlarını bırakarak çeşitli yönlere göç ettikleri biliniyordu. bu göçler ne zaman başlamış, göç yolları nerelere kadar uzanmıştı? Bunların bir kolu Anadolu'ya geçen Hititler veya onlardan önceki halk, bir kolu da Mezopotamya'ya gitmiş Sümerler olabilir mi idi?
13
Atatürk'ün okuduğu kitaplardan bazılarında Sümerlilerin Doğu'dan göç etmiş olabilecekleri
14,
dillerinin Türkçe'ye benzediği ve Sümerce'nin bütün dillerin başlangıcı olabileceği yazıyordu.
15
İşte bütün bu problemleri araştıracak, Türkler hakkında tarihsel hakikatleri ortaya çıkarabilecek uzmanlar yetiştirmek üzere 1931-1932 yıllarında Türk Tarih ve Dil Kurumları ile 1935 yılında Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi açıldı. Orada okutulacak dillerden en eskisi Sümerce idi. Bu nedenle her yerde Assyriology olan bu bölümün adını bizzat kendisi SÜMEROLOJİ olarak koymuştur.
Hititoloji'ye gösterdiği ilgisini de 1931 yılında yayınlanmaya başlanan Reyue Hittite et Asianique mecmuasını himayesine alarak belirtmiş, ayrıca bu milletlerin isimlerini birçok kurumlara verdirerek halk tarafından tanınmasını istemiştir.
Atatürk kurmaya karar verdiği bu fakülteye eleman yetiştirmek üzere, bugün hepsi profesör olan Sedat ALP, Ekrem AKURGAL, Halil İNALCIK, Mebrure TOSUN gibi birçok genci Almanya'ya gönderiyor, fakat onlar eğitimlerini tamamlamadan, Almanya'dan değerli hocalar fakülteye gelmeye başlıyor. 1935 yılı Aralık ayında Prof. Landsberger, iki ay sonra da Prof. Güterbock geliyor.
11 yıl önce kaybettiğim sevgili arkadaşım Hatice KIZILYAY ile ben de o sırada Fakülteye girmek için başvurduk. Bize derslerin başladığı, ancak hocası yeni gelen Hititoloji şubesine girebileceğimiz söylendi. Sümeroloji, Arkeoloji ve Almanca'yı yardımcı ders olarak alacaktık. İlkokul öğretmenliğinden gelen bizler fakülteye kabul edildiğimiz için büyük bir sevinç, fakat alacağımız derslerin ilk olarak duyduğumuz isimlerinden dolayı derin bir şaşkınlık içinde idik.
İlk Hititoloji dersine girdik. Karşımızda saçları gri renkte, yakışıklı, gencecik bir profesör gördük, Prof. Güterbock. O, Almanca söylüyor, birisi tercüme ediyor, biz de not tutuyorduk. Türkçe kitap yoktu. Bütün bunlara rağmen gerek hocalarımızın, gerek bizim sabır ve gayretlerimizle, 1940 yılında fakülteyi bitirdik. Hocalarımız bizleri fakültede asistan olarak bıraktırmak istediler, fakat ailevi nedenler yüzünden kabul edemedik (Bundan müzedeki huzurlu çalışmalarımız yüzünden daima memnun olmuşuzdur).
Müzede işe başlar başlamaz, sayın hocam, Prof. Güterbock tatil sürelerinde müzeye gelerek kopyalarını yaptırdığı "Boğazköy Tabletleri" ile bize yayın yolunu açtırdı.
16
1937 yılında müzeye yalnız tabletler üzerinde çalışmak için alınan Prof. Kraus, çalışmalarına "Nippur Koleksiyonu'ndan başlamıştı. Biz de müzeye geldiğimizde bir taraftan Hitit Tabletleri üzerinde çalışırken, diğer taraftan Dr. Kraus'un işlerine yardım ediyorduk. Onun hazırladığı bir programa göre Nippur, eski Babil hukukî, eski Babil idari ve yeni Sümer iktisadi ve hukuku konulu tabletleri sıra ile birlikte yayınlayacaktık. Dr. Kraus'un ayrıldığı 1949 yılına kadar Eski Babil hukuk tabletlerinin hepsi kopya ve katalog hazırlandı ve 1952 yılında yayınlandı.
17
Yeni Sumer belgelerini Hatice Kızılyay ile birlikte yayınladık.
18
Eski Babil idari tabletlerinin büyük bir kısmının transkipsiyonlarını, hatta bazılarının kopyalarını yapmama rağmen araya giren başka işler dolayısı ile onlar kaldı. 1951 yılında Prof. S.N. Kramer'in gelmesi ile Sumer edebi tabletlerinin kopyalarına başladık. Prof. Kramer'in ve bizim yaptığımız kopyalarla hemen hemen bütün Nippur edebi tabletleri yayınlanmış oldu.
19
Yayınlanmamış küçük parçaların transkipsiyonları Prof. Kramer tarafından yapılmış olup Fatma Yıldız tarafından kopya edilmesi öngörülmüştür. Okul tabletlerinden iki grup tarafımızdan,
20
51 eski Babil mektubu Kraus tarafından yayınlandı.
21
Bugün 14072 adet olan Nippur koleksiyonu yazıldıkları devirlere ve devirler içinde konulara göre ayrılmış bulunmaktadır.
22
Bunlardan 3000'i yayınlanmış bulunuyor. 1952 yılından itibaren çeşitli defalar gelen 109 meslektaştan 46'sı Nippur tabletleri üzerinde çalışmış, bunlardan S.N.Kramer 11 defa gelerek rekoru kırmıştır.
1962 yılında arşiv'de işe başlayan Fatma Yıldız'a Sümerce yazılmış tabletler, Veysel Donbaz'a Akkadca yazılmış,özellikle Kültepe tabletleri üzerinde çalışmaları tavsiye edildi ve kendilerine ilk elden çalışacakları tabletler verildi. Çalışmalarında gereken yardımlar yapıldı. 1969'da Hatice Kızılyay, 1972'de ben emekli olarak müzeden ayrıldık. O tarihe kadar İstanbul Arşivi'nin bütün tabletleri tasnif edilmiş, numaralanmış, tanzim edilmiş ve böylece çalışacaklar için her türlü kolaylık sağlanmıştı. Araştırmacılara gereken yardımlar yapılarak, onlarla birlikte çalışarak çiviyazısı bilimine birçok katkılarda bulunuldu. Yetişmelerine yardımcı olduğumuz Fatma Yıldız ve Veysel Donbaz açtığımız yolda çalışmalara başarı ile devam etmektedirler.
Uzun bir geçmişin tarihini kısa bir zamana sığdırmaya çalıştım. Sözlerime son vermeden önce, bize bu yolu açan büyük Atatürk'e Fakülteyi bitirdikten sonra de her türlü yardımlarını esirgemeyen sayın hocalarım Prof. Lansberger ve Prof. Güterbock'a, tabletlerin tasnifinde, Sumer belgeleri üzerindeki çalışmalarına bizi katarak yeni bir ufuk açan Prof. Kramer'e candan teşekkürlerimi sunarım.
TÖRE Dergisi 2004/3 Sayıda yayınlanmıştır.

"Geçmiş bilinmezse, gelecek bilinmez. Geçmiş modern bir devlet kurmada en iyi örnektir."
Mustafa Kemal ATATÜRK

Kurtuluş Savaşı başladığında,Ankara'da Büyük Millet Meclisi'ni açan Atatürk, 9 Mayıs 1920 de göreve başlayan hükümetten , Maarif Vekaletinin bünyesinde Türk Asar-ı Atika Müdürlüğü'nün kurulmasını istemiştir.Bu Müdürlük, mimari eserlerin ve ören yerlerinin korunmasından sorumlu olduğu gibi ,vilayetlerde daha önce kurulmuş olan Müze-i Hümayun şubelerinin gözetim ve idari işlerini de yürütmekteydi. Bir yıl sonra,Asar-ı Atika Müdürlüğü, Hars (kültür) Müdürlüğü'ne dönüştürülerek kadrosu genişletilmiş ve konuya daha fazla önem verilmiştir.

9 Mart 1930, Atatürk Aspendos Tiyatrosu önünde

30 Ağustos Zaferi'nden hemen sonra Yunan orduları'nın kaçmadan önce İzmir'i ateşe verdiği günlerde, Amerikan konsolosluğu İzmir Lisesi depolarında korunan "Serdis" kazası eserlerini bir gemi ile New York Metropolitan Müzesi'ne göndermiştir. Zaferden hemen sonra Atatürk'ün emriyle Müzeler Müdürü Halil Edhem Eldem eserlerin iadesi için girişimlerde bulunmuş ve 1924 yılında, eserler Türkiye'ye geri getirilmiştir.

arkeoloji dunyası, atatürk ve arkeoloji, istanbul üniversitesi

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, İstanbul Üniversitesinde öğrenciler arasında ders dinlerken (15 Aralık 1930)

Atatürk, arkeologların ülke çapında eğitilerek uzmanlaşmasını istemektedir. 31 Mayıs 1933 yılında "Yeni Üniversite Yasası" kabul edilir. Bu yasa içersinde Arkeoloji ve Tarih bölümleri de bulunmaktadır. Böylece Ankara ve İstanbul'da arkeoloji bölümleri açılır.
30 Ocak 1933 de Hitler'in iktidara gelmesiyle ülkelerinden kaçan bilim adamlarına ve arkeoloji dünyasında ün yapmış bilim adamlarına kucak açılır. Bu üniversitelerde özgürce çalışma imkânı sağlanır. Böylece arkeoloji, tarih ve sanat tarihi dallarında Türk öğrenciler yetiştirilmeye başlanır.

Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde tarih dersleri vermeye başlayan Afet İnan'a Ocak 1936 yılında aşağıdaki satırları yazdırır.

" Tabiatın esrar dolu sinesine her gün daha çok girmekte olan insan zekası, realiteye kavuşmak için çalışanları tatmin edecek ve insanlık tarihini aydınlatacak ilimler bulmuş ve tespit etmiştir. İşte Arkeoloji ve Antropoloji, o ilimlerin başında gelir. Tarih, bu son ilimlerin bulduğu belgelere dayandıkça temelli olur. Onun içindir ki, bizim tarih belgelerimizin her parçası klasik sayılan kültür eserlerinin de aynasıdır."

Atatürk bu sözleriyle, milli sınırlarımız içersinde bulunan tüm Anadolu Uygarlıklarının tek sahibi ve mirasçısı olduğumuzu göstermektedir.

arkeoloji dunyası, pergamon, atatürk ve arkeoloji

13 Şubat 1934 Atatürk Pergamon'da

Atatürk, Hitit uygarlıgı çalışmalarına destek olmak için, Fransa da yayınlanan "Revue Hittite et Asianique" dergisini himaye etmiştir.

1932 YILINDA ATATURK TARAFINDAN GOREVLENDIRILEN FRANSIZ ARKEOLOG ALBERT GABRIEL HASANKEYF'DE ILK SISTEMATIK YUZEY ARASTIRMASINI YAPMISTIR.FOTOGRAF VE CIZIMLERI BIRCOK YAPININ EN AZINDAN SON TAHRIBAT ONCESI DURUMU HAKKINDA BIZLERE VERI SUNMAKTADIR.

arkeoloji dünyası, istanbul arkeoloji müzeleri, atatürk ve arkeoloji

10 Şubat 1933 Atatürk, İstanbul Arkeoloji Müzesini ziyaret ediyor.

ATATÜRK VE MÜZECİLİK

Daha Cumhuriyeti kurmadan önce, müzeciliğe el atmıştır. 5 Kasım 1922 de bir genelge yayınlanmış, Arkeolojik ve Etnoğrafik eserlerin toplanması, envanterleşmesi ve yeni müzelerin kurulması önemi belirtilmiştir.

14 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında MÜZECİLİK geniş boyutlarda ele alınmıştır.

Atatürk, 3 Nisan 1924 tarihinde, Topkapı Sarayı'nın onarılması ve müze olarak ziyarete açılması için Bakanlar Kurulu'ndan karar çıkarttırır

arkeoloji dünyası, atatürk ve arkeoloji, ali guneygul, koya arkeoloji müzesi

Atatürk, Konya müzesi ziyaretinin intibaları müze defterinde. 21 Şubat 1937

ATATÜRK 17 YILDA, 25 ARKEOLOJİ MÜZESİ AÇTIRMIŞTIR.

Atatürk Döneminde kurulan müzeler

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi (1923),

Edirne Müzesi (1923),

Antalya Müzesi (1923),

Adana Müzesi (1924),

Bergama Müzesi (1924),

Topkapı Sarayı Müzesi (3 Nisan 1924),

Ankara Etnoğrafya Müzesi (1925),

Tokat Müzesi (1926),

Amasya Müzesi (1926),

Sinop Müzesi (1926),

İzmir Müzesi (1927),

Sivas Müzesi (1927),

Kayseri Müzesi (1929),

Afyon Müzesi (1931),

Denizli Müzesi (1932),

Çanakkale Müzesi (1932),

Samsun Müzesi (1933),

Van Müzesi (1933),

Ayasofya Müzesi (1934),

İznik Müzesi (1934),

Diyarbakır Müzesi (1934),

Manisa Müzesi (1935),

Alanya Müzesi (1935),

Silifke Müzesi (1935),

Isparta Müzesi (1935),

Niğde Müzesi (1936),

Kütahya Müzesi (1936),

Tire Müzesi (1936),

Kırşehir Müzesi (1936),

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (1937)

arkeoloji dünyası, ali guneygul, atatürk ve arkeoloji, istanbul arkeoloji müzeleri

Cumhurbaşkanı Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda açılan resim ve heykel sergisine gelirken (20 Eylül 1937)

İSTANBUL RESİM HEYKEL MÜZESİ

Atatürk, Türkiye'nin ilk resim ve heykel müzesinin kurulması için emir verir. Ve Dolmabahçe Sarayı'nın Veliaht Dairesi'ni tahsis ettirir.Selamlık, harem, ve muayede salonundan oluşan 9 bin metrekarelik bu bölüme 1937 yılı eylül ayında açılır. Dolmabahçe Sarayı, Ankara Halkevi, Maarif Vekaleti ve TBBM. gibi yerlerdeki resim ve heykeller müzeye gönderilir. Daha sonra müze kolleksiyonunun zenginleştirilmesi için yoğun çaba sarfedilir.

ATATÜRK VE ÇAĞDAŞ MÜZECİLİK

"Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür" Atatürk'ün en önemli özdeyişlerinden biridir. Ulusal Kurtuluş Savaşı önderi olduğu kadar bir kültür önderi de olan Atatürk bu özdeyişi ile kurulan Cumhuriyetin yapısınıda belirlemiş oluyordu. Atatürk tarih ve arkeolojinin bilim haline gelmesi için Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini kurdu. Arkeoloji ve Sanat eğitimi yapmak üzere Batı ülkelerine öğrenciler gönderdi. Ülkemizde bilimsek kazılar başlattı, başlatmakla yetinmeyip bizzat giderek kazıları izledi.

Büyük bir yarımada biçimindeki yurdumuz tarih boyunca bir çok uygarlıkların beşiği olmuş, günümüzden altmış bin öncesine dayanan, insanın varoluşundan başlayarak birikimler sonucu oluşan kültürel değerlerin ve yapıtların bütünü "Anadolu Uygarlığı"nı oluşturmuştur. Atatürk 1931 yılında kurduğu Türk Tarih Kurumu'na vasiyeti ile mirasının büyük bir bölümünü bırakmıştır. Vasiyetinin 6. maddesinde Atatürk bu durumu şöyle açıklamıştır. "Her sene nemadan mütekabi miktarı yarı yarıya Türk Tarih ve Dil Kurumu'na tahsis edilecektir." Atatürk'ün bu soylu davranışı Türk Tarihine, Anadolu Uygarlığı'na ve kazı bilimine (arkeolojiye) verdiği önemi ve değeri gösterir. Atatürk'ün "Anadolu tarihi bizim tarihimizdir, Anadolu uygarlığı bizim uygarlığımızdır." Görüşü ve savı bugün de çağdaş bilim adamları tarafından kabul edilmektedir. Bu görüşe uygun olarak bugün müzelerimizin depo ve vitrinlerinde "Anadolu kültür ve uygarlıkları"'nın ürünleri korunmakta ve sergilenmektedir.

Atatürk, Anadolu'da "Ulusal Kurtuluş Savaşı" yıllarında bile Türk müzeciliğini unutmaz ve gereken önemi verir. İlk meclis açılışından sonra Hükümetin yapacağı işler arasında "Milli eski eserlsrimizin bir an önce derlenerek korunması" nı sayar. Ardında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Türk asar-ı Atikası Müdürlüğü'nü kurar. Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren her konuda olduğu gibi Türk Müzeciliğinde de heyecanlı bir dönem başlar. Bugünkü müzelerimizin çoğu Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuştur.

1933 yılında Atatürk'ün emirleriyle başlatılmış olan AHLATLIBEL KAZISI nı Atatürk büyük bir iğliyle izlemiş ve sık sık giderek bizzat denetlemiştir. Daha sonra ikinci büyük kazımız Alacahöyük'de yapılmıştır.

Atatürk'ün ileri görüşlülüğü ve öncülüğü ile başlayan müzecilik ve arkeolojik kazı anlayışının ülkemizde yerleşmesinden sonra müzelerimiz her yönüyle çağdaş ölçüler içinde gelişmiş, eğitim ve sanat yapısına katkıda bulunmaya başlamıştır. Bu nedenle Atatürk'ün hedef gösterdiği ölçüler içerisinde Müzelerimiz gereken aşamaları yapmış ve dünya standartlarına ulaşmıştır.

Duygu TÜZÜN
Arkeolog
EFES MÜZESİ

Yukarıdaki makale, ARKEOLOJİ VE ARKEOLOGLAR DERNEĞİ İLETİŞİM BÜLTENİ Mayıs - Ekim 1998 Sayı: XIII de yayınlanmıştır.

arkeoloji dünyası, ali guneygul, atatürk ve arkeoloji, diyarbakı, urfa kapısı

16 Kasım 1937, Atatürk Diyarbakır Urfa Kapısının işlemeli demir kapılarını inceliyor

ATATÜRK'ÜN ESERİ TÜRK TARİH KURUMU

Türk Tarih Kurumu Atatürk'ün eseridir. Türk ulusunun büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine içten inanmış olan Atatürk, onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için önce tarihini bilmesi ve bunun içinde onu ilk kaynaklardan kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inanıyordu. Atatürk'ün direktifleriyle, 16 üye tarafından, 15 Nisan 1931' de "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" adı altında kurulan Kurum'un adı 3 Ekim 1935'te Türk Tarih Kurumu'na çevrildi.

Atatürk, yaşamının son günlerine dek Kurum'un çalışmalarına kendisi önderlik etmiş, çalışma planını kendisi çizmiştir. Türk ve Türkiye tarihini aydınlatacak araştırmacılara yol gösterici nitelikte aşağıdaki direktifleri vermiştir:
".... Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır."
"Biz daima hakikat arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız."

Atatürk'ün Türk Tarih Kurumu'na ve çalışmalarına verdiği önem, 5 Eylül 1938'de düzenlediği vasiyetnamesinde parasal varlığından Kurum için de bir pay ayırmasıyla kanıtlanmıştır. Türk Tarih Kurumu'nun ana geliri, bu vasi- yetnameye uygun olarak, Atatürk'ün İş Bankası'ndaki hisse senetlerinden oluşmaktadır.

Kurum, yeni buluşları ve bilimsel konuları tartışmak üzere, geleneksel duruma gelen ve günümüze dek aralıklarla toplanan Türk Tarih Kongreleri düzenlemektedir. İlk iki kongre Atatürk'ün koruyucu başkanlığında yapılmış, kongreleri kendileri izlemişlerdir.

arkeoloji dünyası, atatürk ve arkeoloji, ali guneygul, türk tarih kongresi

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Ankara'da Birinci Türk Tarih Kongresi sırasında kongre delegeleri ile (8 Temmuz 1932)

I.Türk Tarih Kongresi, 2-11 Temmuz 1932 yılında Ankara Halkevi'nde yapılmıştır. Amacı yeni tarih görüşünün ve tarih öğretiminde tutulacak yolun öğretmenlere ve kamuoyuna anlatılmasıdır.

20-25 Eylül 1937 yılında Dolmabahçe'de yapılan II. Kongre, uluslararası nitelik kazanmış, yabancı bilim adamları da bu kongreye katılmışlardır. Bu Kongre, Türk tarihinin açıklanması ve belgelenmesi amacını gütmüştür. Ayrıca, Kongre dolayısıyla, tarih öncesinden Cumhuriyet dönemine dek yurdumuzda ve Ortadoğu'da gelişen büyük uygarlıkları, maketler, mülajlar, resimler ve grafiklerle canlandıran bir sergi düzenlenmiş ve bu sergi Atamızın ölümüne dek Dolmabahçe'de kalmıştır.

Ayrıca, Kurum'un süreli yayını olarak, adını Atatürk'ün koyduğu "Belleten" 1937 yılından beri yayınlanmaktadır. Türk tarih biliminin sesini duyuran ve Türk araştırıcılarının çalışmalarını dünyaya tanıtan uluslararası bir üne kavuşmuş olup, bilim dünyasında takdir ve güvenle izlenmektedir.

Kurum, Atatürk'ün direktifleriyle, Anadolu kültürünün eskiliğini ve bunu Orta Osya'ya bağlayan yolları ve belgeleri ortaya çıkarmak, ayrıca daha yeni ve klasik uygarlıkların Anadolu'daki kalıntılarını araştırarak, yurdumuzun tarih öncesi çağlarından bugüne kadar olan tarihini aydınlatmak için kazılar yaptırmaktadır. 22 Ağustos 1935'te, Kurum'un kendi parası ve kendi elemanlarıyla başlattığı ilk kazı "Alacahöyük Kazısı"dır. Bunu Trakya ve Anadolu'nun türlü bölgelerinde yapılan kazı ve arkeolojik araştırmalar izlemiştir. Bu kazılardan çıkan eserler pek çok müzemizde yer almaktadır.

TÜRK TARİH KURUMU TARAFINDAN MADDİ DESTEK VERİLEN KAZILAR


Prof. Dr. Veli SEVİN Hakkâri / Çölemerik Kalesi Kazısı
Prof. Dr. Abdüsselam ULUÇAM Eski Van Hüsrev Paşa Külliyesi Kazı ve Restorasyon Çalışması
Prof. Dr. Aykut ÇINAROĞLU Kastomonu / Kınık Kurtarma ve Çorum / Alaca-Höyük Kazıları
Prof. Dr. Refik DURU Antalya / Bademağacı Höyüğü Kazısı
Prof. Dr. Tahsin ÖZGÜÇ Kültepe / Kaniş Kazısı
Prof. Dr. Aygül SÜEL Çorum-Ortaköy / Şapinuva Kazısı
Prof. Dr. Baki ÖĞÜN Kaunos Kazısı
Prof. Dr. Bekir DENİZ Aksaray Melik Mahmud Gazi Hangâhı Darphane Kazısı
Prof. Dr. Işın YALÇINKAYA Karain Mağarası Kazısı
Prof. Dr. Hayat ERKANAL Urla / Limantepe Kazısı
Prof. Dr. Armağan ERKANAL Menemen / Panaztepe Kazısı
Prof. Dr. Oktay BELLİ Van / Aşağı ve Yukarı Anzaf Urartu Kaleleri Kazısı
Prof. Dr. Önder BİLGİ İkiztepe Kazısı
Prof. Dr. Halet ÇAMBEL Karatepe Kazısı
Prof. Dr.Oktay ASLANAPA İznik Çini Fırınları Kazısı
Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ Antakya / Samandağı Üçağızlı Mağarası Kazısı
Prof. Dr. Mehmet ÖZSAİT Harman Ören Kazısı
Doç. Dr. Ayla SEVİM Çankırı / Çorakyerler Kazısı
Prof. Dr. Haluk ABBASOĞLU Perge Kazısı
Prof. Dr. Mehmet ÖZSAİT Orta Karadeniz Bölgesi ve Göller Bölgesi Yüzey Araştırması

arkeoloji dünyası, ali guneygul, atatürk ve arkeoloji

Ata Sofya'da Askeri ateşe iken bir kiyafet balosunda giymek için İst. Askeri Müzesinden bu kiyafeti getirtmişti

TÜRK TARİH KURUMU TARAFINDAN FİNANSE EDİLEN KAZILAR
Başlangıçtan Günümüze Türk Dünyası Tarihi Projesi


Yrd. Doç. Dr. Rustem BOZER ve Kırgızistan Tarihçiler Cemaati Kırgizistan'ın Son Köl Bölgesinde Çöndöbü'de,İskit, Hun, Göktürk Kurganlarında Kazı

Yrd. Doç. Dr. Rustem BOZER Kırgizistan'da Tarihi İpek Yolu Üzerinde Günelek Köyü ve Çevresindeki Kurganda Kazı

Prof. Dr. Bozkurt ERSOY ve Ukrayna Bilimler Akademisi Ukrayna'nın Özi Kalesinde Kazı

Kuruluşundan, yaşamının son günlerine dek Kurum'un çalışmalarına yakın ilgi gösteren Atatürk, Türk Tarih Kurumu'nun çalışmalarının en büyük desteği olan kütüphanesinin kurulması ve gelişmesi için de maddi ve manevi yardımlarını esirgememişlerdir. Kurum ile birlikte kütüphanesi de kurulmuştur. 1933'de Atatürk'ün direktifleriyle, daha önce İstanbul'dan Ankara'ya nakledilen İstanbul Rum Edebiyat Derneği 1861-1923 (Elinikos Filolopikos Sillogos = Rum Cemiyeti Edebiyyesi) Kütüphanesi'nin tarih ve arkeoloji ile ilgili kısmı Kurum kütüphanesine verilmiştir. Aynı yıl, Meşrutiyetin ardından kurularak, adı daha sonra Türk Tarih Encümeni'ne çevrilen ve Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasıyla 1932'de feshedilen, Osmanlı Tarih Encümeni'nin kütüphanesindeki 3 bin cilde yakın kitap ve dergi dermesi de Kurum'a devredilmiştir. Kurum, kütüphanesine 1934 yılında Zayti Ferencz'in, Dr. Reşit Galib'in, 1935 yılında Prof. Yusuf Akçura'nın ve 1939 yılında da Halil Ethem Eldem'in çok değerli kişisel kitap koleksiyonlarını satın almıştır.

 

"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte Türkiye ne yapacağını bilmelidir...bizim bu dostluğumuz idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz, onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır ? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür...İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli."


M.Kemal ATATÜRK
1933, Çankaya Köşkü

 

 
        mesaj kutusu  Konuk  Defteri     

arkeolojidunyasi@gmail.com

bana ulaşmak için yukardaki maili kullanın veya üzerine tıklayın