arkeoloji dunyası
2005 arkeoloji haberleri

ARKEOLOJİ DÜNYASI

ARKEOLOJİ ETKİNLİKLERİ

ARKEOLOJİ BELGESELLERİ

ARKEOLOJİ HABERLERİ

arkeoloji haber arşivi

ARKEOLOJİ KAZI HABERLERİ

ARKEOLOJİ KAZILARI

 

ANTİK BÖLGELER

ANTİK KENTLER

ANADOLU UYGARLIKLARI

MÜZELER

TARİH ÇAĞLARI

MİTOLOJİ

Tanrılar-Tanrıçalar-Kahramanlar ve Atrübüleri

ARKEOLOJİ SÖZLÜĞÜ

ARKEOLOJİ MAKALELERİ

 

ARKEOLOJİ KİTAPLARI

ARKEOLOJİ GEZİLERİ

İST. ARK. MZ. SEMİNERİ

 

ARKEOLOJİ GEZİLERİM

ARKEO DOSTLAR

ARKEO İLGİNÇ

SÖZ SİZDE

MESAJINIZ VAR

YEREL ARAŞTIRMACILARIMIZ

ARKEOLOJİ HOCALARI

ARKEOLOJİ SİTELERİLİNKLERİ

 

  Antalya Arkeoloji Müzesi, Sagallasos, Limantepe, Akören, Tlos, Aigai, Klaros, Sobessos, Aksaray Müzesi, Fasıllar Anıtı, Urartular, Hattuşa, Çayönü, Grikihaciyan, Üçtepe Höyük, Taviniya, Side, Boğazköy, Phisikos, Ephesos, Han kazıları, Dünyanın en eski evi, Kapodokya, Ayasofya, Uluburun Batığı

ANTALYA ARKEOLOJİ MÜZESİ

26 Aralık 2005 ANTALYA NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Antalya Müzesi'nde, eserler depoda Antalya Müzesi'nde bulunan 53 bin eserden, 4 bin 686'sı sergilenebiliyor. Bu eserlerin 2 bin 933'ü arkeolojik, 1152'si etnografik, 541'i de sikkeden oluşuyor. - Halen inşaatı süren ve 2006 yılı başlarında bitirilmesi planlanan müze ek binasının tamamlanmasından sonra, Antalya Müzesi'nin depo sorununun da çözümlenmesi planlanıyor. Tarihi eserlerin, daha uzun bir süre depolarda kalmaya devam edeceği gözüküyor. Antalyalılar, turizm yoluyla ülke ekonomisine milyarlarca dolar katkı sağlayan şehre, yeni bir müze kazandırılmasını istiyor.

SAGALLASOS

sagallosos

AA 27 Aralık 2005
Salı Antoninler Çeşmesi'ne restorasyon Aygaz Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ömer Koç, Anadolu'nun en zengin ve tarihsel birikimine sahip antik kentlerinden Sagalassos'un görkemli yapısı Antoninler Çeşmesi'nin Aygaz'ın desteğiyle restore edildiğini belirtti. Restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Koç, "Restorasyonla, yüzyıllardır suya kavuşmayı bekleyen çeşmeden yeniden sular akmaya başlayacak" dedi. Ömer Koç, Sagalassos'un, Anadolu'nun en görkemli antik kentlerinden biri olduğunu ifade ederek, anıtsal çeşmesi, tapınakları, tiyatrosu ve kütüphanesi ile bir zamanların en varlıklı şehri olan Sagalassos'un bir süre öncesine kadar keşfedilmeyi beklediğini anlattı. Assos ve Bergama kadar tarihsel özelliklere sahip Sagalassos'un ortaya çıkarılması için 1990'lı yıllarda kazı çalışmalarının başladığını belirten Koç, Aygaz olarak, bu antik kentte bulunan Antoninler Çeşmesi'nin restorasyon çalışmalarına destek vermeye başladıklarını kaydetti. Restorasyon çalışmasının 6 yıl süreceğini bildiren Koç, çalışmalar sonucunda yüzyıllardır suya kavuşmayı bekleyen çeşmeden yeniden suların akmaya başlayacağını söyledi. Koç, "Biz de bu çeşmeyi yeni nesillere aktarmanın gururunu yaşayacağız" dedi.

"ÇALIŞMALAR 2010 YILINDA BİTECEK" Sagalassos'taki kazıların başkanlığını yürüten Prof. Dr. Marc Waelkens de kazı çalışmaları ve bölgenin tarihi hakkında bilgi verdi. Waelkens, Antalya'ya 110 km uzaklıktaki Sagalassos Antik Kenti'nin, Batı Toroslar'ın bir parçası olan Ağlasun Dağı'nın güney eteklerinde 1450-1700 metre yükseklikteki meyilli bir arazi üzerinde kurulu olduğunu anlattı. Kentin kalıntılarının doğu-batı yönünde 2,5 km, kuzey-güney yönünde de 1,5 km'yi kapsayan bir alana yayıldığını belirten Waelkens, ilk olarak 1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas tarafından keşfedilen ve sonraki dönemde Anadolu'ya gelen Avrupalı gezginlerin uğrak noktalarından biri haline gelen Sagalassos'ta arkeolojik kazıların 1990 yılında başlatıldığını kaydetti. Kazılara Türkiye'den de çok sayıda arkeolog, mimar ve akademisyenin katıldığını ifade eden Waelkens, 'Çeşmelerinin görkemiyle anılan Sagalassos, 9 bin kişilik tiyatrosuyla dünyanın en yüksek rakımlı tiyatrosu ve kendine has kaya mezarlarıyla da dikkat çekiyor. Sagalassos'ta bulunan ve Traian dönemine tarihlenen Ares, Herakles, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstleri, antik dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılıyor. Ayrıca, içinde pek çok havuz bulunan Roma Hamamı da iki katı korunmuş şekilde günümüze ulaşmış dedi. Antoninler Çeşmesi'nin yaklaşık 2000 yıl önce Roma İmparatorluğu zamanında prestij göstergesi olarak inşa edildiğini belirten Waelkens, 28 metre cepheli ve 9 metre yüksekliğindeki anıtsal çeşmenin restorasyonunun ve depreme karşı güçlendirme çalışmalarının 2010 yılında tamamlanmasının planlandığını söyledi. Waelkens, M.S. 500 yılında yaşanan depremde yıkılan ve toprak altında kalan Antoninler Çeşmesi'nin, yedi farklı renkteki taşlarıyla dikkat çektiğini ifade etti.

AYGAZ'A Arkeolojiye verdiği Destekten ötürü Site Adına Teşekkür

AKÖREN KALINTILARI
1500 yıl korundu, 10 yılda yok edildi akoren

AA 21 Aralık 2005
Adana'nın Aladağ İlçesi'ne bağlı Akören Beldesi'nde yan yana bulunan tarihi kiliseler ve kaya mezarlar, bütçe yetersizliği nedeniyle bekçinin işine son verilince, definecilerin talanına uğradı.

- Beldede çoğu hazine avcıları tarafından yağmalanan tarihi eserlerin bir kısmı da ilköğretim okulu bahçesinde sergileniyor.

Beldeye yakın bir noktadaki tepede birbirine yakın inşa edilen ve M.S. 6. yüzyıldan kaldığı belirtilen 3 kilisenin tavanı tamamen çökerken, duvarlarının önemli bölümünün yıkıldığı, iç mekandaki çok sayıda dini sembolün de söküldüğü gözlendi.
Dağ eteklerindeki kaya mezarlar altın bulma umuduyla yağmalanırken,
bir krala ait olduğu belirtilen mezar ise dinamitlerle parçalandı. Belde Belediye Başkanı Ahmet Solaklıoğlu, bölgede turizme yönelik ciddi yatırımların yapılmaması ve yeterli korumanın sağlanamaması nedeniyle tarihi eserlerin tek tek kaybolduğunu söyledi. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar bölgede Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bir bekçinin görev yaptığını ve definecilerin saldırısına karşı eserleri koruduğunu vurguladı. Solaklıoğlu, bütçe yetersizliği nedeniyle bekçinin işine son verilmesinin ardından bölgedeki tarihi eserlerin bilinçsiz şekilde tahrip edilmeye başlandığını söyledi.

"MEZAR PARÇALARIYLA, TARLALARIN ÇEVRESİ İŞARETLENİYOR!" Bölge halkının tüm çabasına karşın başka il ve ilçelerden gelen hazine arayıcılarının özellikle kaya mezarları tahrip ettiğini ifade eden Solaklıoğlu, Belde tarihi açıdan birçok uygarlığa evsahipliği yapmış. Hatta 5-6 yıl önce bir Alman arkeolog ekibi bölgede araştırma yaptı. Arkeologlar, kaya mezarların ve kilisenin Hıristiyanlık tarihi açısından önemli değere sahip olduğunu vurguladı. Ancak, ne yazık ki eserlere sahip çıkamadık. Halen bazı vatandaşlar, mezarlardan çıkardıkları büyük kaya parçalarını tarlalarının çevresini kapatmak için kullanıyor. Biz Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü yetkililerinden buraya yatırım yapması, en azından bir büfe ile tuvalet kurmasını istedik. Böylelikle turistlerin bölgeye gelmesi için ilk adım atılabilirdi"diye konuştu.

"DEFİNECİLİK ORGANİZE SUÇTUR"
Bölgede araştırma yapan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar da defineciliğin organize suç olduğunu, tarihi eser kaçakçılığıyla ilgili yurt içi ve yurt dışında pazar oluşturulması sonucu tarihi eserlerin bilinçsiz şekilde yok edildiğini belirtti. Sayar, vatandaşların, her tarihi eserin altında hazine aradığını, sembolleri ise, altınların yerini gösteren işaretler olarak değerlendirdiğini anlattı.

"ÖZEL ARAZİ GÜVENLİK TEŞKİLATI KURULMALI" Kaçakçılar tarafından yüksek fiyatlarla pazarlanmak istenen bu nedenle tahrip edilen tarihi eserleri korumak için etkin çalışma yapılması gerektiğini ifade eden Sayar, "Çukurova Bölgesi'nin hemen her karışında tarihi eser bulunuyor. Ancak, bu eserler ya köylüler ya da (hazine avcıları) tarafından yok ediliyor. Özellikle Kozan, Karaisalı ve Aladağ ilçelerine bağlı dağlık köylerde Geç Roma-Erken Hıristiyanlık dönemlerine ait tarihi yerleşim yerleri bulunuyor. Türkiye, tarihi eser varlığı açısından dünyada birinci sırada yer alıyor. Ancak, bu varlığı koruyamıyoruz. Özel bir arazi güvenlik teşkilatı kurmak gerekir. Devletin mevcut kadro imkanlarıyla bunu gerçekleştirmek de mümkün değil" diye kaydetti. Sayar, çocukların okul sıralarında tarihi varlıklarla ilgili bilgilendirilmesinin önemine değinerek, Milli Eğitim Bakanlığı'nca ders kitaplarına ülke genelinde ve bölgedeki eski eserlerin niteliğiyle ilgili bilgilerin yer verilmesi gerektiğini söyledi. Çıkarılan tarihi eserlerin hor kullanıldığını, gerekli önemin verilmediğini ifade eden Sayar, "Bu kadar geniş alana yayılan tarih eserleri çıkartarak, bir yerlerde muhafaza etmek bugünkü imkanlarla mümkün değil. Çünkü bu eserleri koruyacak bütçe, ekipman ve imkan yok. Tarihi eserlerin yağmalanmaması için köylerde bekçi bulundurulmalı ve kaçak kazıları önlemek için detektörlerin yasaklanması gerekir" dedi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Zeki Yılmaz da, illerindeki tarihi eser varlığının fazlalığına dikkati çekerek, "Kadro yetersizliği en büyük sorunlarımızdan biri. Bu eserlerin tamamını imkansızlıklar nedeniyle ne yazık ki etkin koruyamıyoruz" dedi.

AIGAI

2005-11-26 Doğer:
'Ben Aigai'nin eriyim' Türkiye'deki en verimli kazı alanının Aigai kenti olduğunu belirten Tül, "Aigai çok sağlıklı bir kazı alanı ve burası daha çalışmaların 3. yılında müzeleştirilmesi kararı alınıyor. Bu yerel kalkınma açısından çok önemlidir" dedi. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Doğer, İletişim Kitabevi'nde gerçekleşen "Aigai Kazı çalışmaları" adlı konferansta Manisa Kösele Köyü yakınlarındaki Aigai antik kentini değerlendirdi. Prof. Dr. Ersin Doğer; "M.Ö. 3.yy.dan kalma tek bir yazıt bile Kent Meclisi'nin çalışmaları hakkında tarihe katkıları olacaktır" diye konuştu. Manisa İl sınırları içinde Şakran'a 15 kilometre uzaklıkta bulunan Aigai kentinde yapılan kazı çalışmaları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Doğer; "50 hektarlık alanda yapılan çalışmalarda 30 işçi ve 25 arkeolog görev aldı. Burada çevre düzenlemeleri ve kazılar yaptık. Kazılar sonunda da birçok tarihi kalıntılarla karşılaştık. 4 gövde ve 6 portre heykelleri çıktı. Bunların yanısıra çanak,çömlek ve kentin ileri gelenlerinin onurlandırıldığı yazıtlar bulundu" dedi. Ayrıca Aigai kentinde tarihi aydınlatacak bulguların olduğunu söyleyen Prof. Dr. Doğer; "Tarihi bir yer ne kadar kazılırsa kazılsın geride bir şeyler kalıyor"dedi. Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Tül ise "Aigai'nin eriyim ben. Ömrümü orada bitirmek istiyorum"dedi. Türkiye'deki en verimli kazı alanının Aigai kenti olduğunu belirten Tül, "Aigai çok sağlıklı bir kazı alanı ve burası daha çalışmaların 3. yılında müzeleştirilmesi kararı alınıyor. Bu yerel kalkınma açısından çok önemlidir" diye konuştu. Müze yapılmasına TBMM tarafından kesin karar verildiği takdirde görevi seve seve kabul edeceğini söyleyen Tül, gelecekteki Aigai Müzesi hakkında da bilgi verdi. Müzede 30 kişilik bir konferans alanı, yazıtları sergileme vitrinleri, dükkanlar ve dinlenme mekanları bulunacak.

Milet Müzesi'nden "tarih" çalındı

AA 03 Kasım 2005
- Plakası tespit edilemeyen bir otomobille Milet Müzesi'ne gelen beş kişi, müzede bekçilik yapan Turan Özveren'i etkisiz hâle getirdi. Özveren'i iple bağlayan zanlılar, müzeden bazı tarihi eserleri alarak, olay yerinden kaçtı. Sabah nöbet değişimi sırasında farkedilen olay sonrası Jandarma bölgede geniş çapta operasyon başlattı.

KLAROS KEHANET MERKEZİ

klarosAA 23 Ağustos 2005
Salı Binlerce yıllık kehanetler can buldu 1. Uluslararası Antik Dönemde Kehanet ve Batı Anadolu'daki Apollon Kültleri Sempozyumu çerçevesinde, binlerce yıllık kehanetler, Apollon Klaros Tapınağı'nda, teatral biçimde yeniden canlandırıldı. Antik dönemde, birçok önemli kehanetin gerçekleştiğine inanılan -dünyadaki en önemli 3 kehanet merkezinden biri olan- Apollon Klaros Tapınağı'nda, Manisa'daki Ağlayan Kaya mitinin gerçekleşmesi ve Büyük İskender'in İzmir'i kurmasına ilişkin kehanetler binlerce yıl sonra yeniden canlandırıldı.
Etkinlik, Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurdan Şahin önderliğinde düzenlenen 1. Uluslararası Antik Dönemde Kehanet ve Batı Anadolu'daki Apollon Kültleri Sempozyumu'na katılan Türk, Alman, Fransız ve İtalyan bilimadamlarının yanı sıra yüzlerce vatandaş tarafından izledi.

Apollon Klaros Kazısı'nda da görev alan Ege ve Dokuz Eylül üniversiteleri arkeoloji bölümü öğrencilerinin teatral biçimde sunduğu gösteride, Kahin Manto'nun, Anadolu'nun doğurgan kadın figürlerinden 12 çocuk annesi Niobe'nin tanrılara karşı gelmesi sonucunda uğrayacağı ceza ve Büyük İskender'e tanrıların İzmir'i kurmasını istemesini haber vermesi anlatıldı.

NİOBE'NİN AĞLAYAN KAYAYA DÖNÜŞMESİ
Yarı tanrı yarı ölümlü olan Niobe, 6'sı kız, 6'sı erkek 12 çocuk dünyaya getirmiş ve bununla büyük bir övünç duymaktadır. Öyle ki, kendini beğenmişliğe kadar uzanan bu övünç, bir gün tanrıları kızdıracak seviyeye çıkacaktır. Rüyasında çocuklarını emzirirken göğsünden kan geldiğini, canının yandığını, buna karşın çocuklarının kan damlalarını büyük bir açlıkla ve canını acıta acıta içmeye devam ettiğini gören Niobe, bunun anlamını Klaros'ta Kahin Manto'ya sorduğunda, yarı ölümlü yarı tanrı ruhunun ona rahat vermemekte olduğunu, tanrısal hırsının sürmesi halinde başına büyük bir felaket geleceğini öğrenir. Oysa yine de bu hırsının kurbanı olacaktır. Zeus'un ölümlü eşi Apollon'un ve ikiz kız kardeşi Artemis'in annesi Leto, bir gün adına bayram düzenlenmesini ister. Tüm Thebai halkı Leto'nun bu arzusuna uyar ve büyük bir şenlik düzenleyerek kutlama yapar, adına kurbanlar keser. Niobe, sadece 2 çocuk doğuran Leto'yu küçümser ve Leto için kutlama yapılmasını anlamsız bulur. Kutlama yapanlara, Ben bu kadar çocuk doğurmuş bir anayım. Bana bayram yapacağınıza, şu iki çocuk doğurmuş kadına mı yapıyorsunuz deyince, Kahin Manto'nun kehaneti doğrulanır ve Niobe, tanrılar tarafından cezalandırılır. Niobe'nin 12 çocuğu da ölür. Bu acıya dayanamayan Niobe, acısıyla tanrılardan ölmeyi ister ve Ne toprak alsın bedeni mi ne de deniz diye yalvarır. Niobe, artık kaybettiği çocuklarının acısıyla ağlayan bir kayadır.

İZMİR'İN, BÜYÜK İSKENDER TARAFINDAN KURULUŞU Apollon Klaros'ta gerçekleşen bir diğer önemli kehanette de Büyük İskender'e, tanrıların Pagos Dağı'nın eteklerinde bir kent kurması isteği iletiliyor. O kent, İzmir'dir. Korkulu bir rüya gören Büyük İskender, uyandığında hala kulaklarında Pagos Dağı'nın eteklerinde bir kent kur sesini duymaktadır. Hemen komutanlarından birini Apollon Klaros'a gönderir ve rüyasının anlamını sorar. Tanrıların isteğini Kahin Manto aracılığıyla tam olarak öğrenen Büyük İskender, İzmir'i kurar. klaros

APOLLON KLAROS TAPINAĞI
Antik dönemde, geleceklerini şekillendirmeleri noktasında insanlara yol gösteren ya da onay veren kahin özelliğindeki Tanrı Apollon, adına inşa edilmiş tapınaklarda kendisine başvuran tebâsına tapınakta görevli kahinler aracılığıyla yol gösteriyordu. Antik dönemde dünyadaki en önemli 3 tapınaktan biri konumundaki bugünkü İzmir'in Menderes İlçesine bağlı Özdere Beldesi Ahmetbeyli Mahallesinde bulunan Apollon Klaros Tapınağı da özellikle dolunay

zamanları, Apollon'a sorularını yöneltmek isteyen ölümlülerle dolup taşıyordu.

AKSARAY MÜZESİ AÇILIYOR

BİRGÜN GAZETESİ 12 Kasım 2005
Aksaray'da aralık ayında açılışlı yapılacak yeni müze binasında aralarında 10 bin yıl önce beyin ameliyatıyapılan kafatasının da bulunduğu 9 bin 500 arkeolojik buluntu sergilenecek.

Aksaray Valisi Hüseyin Avni Cofl, Aksaray sınırları içindeki doğal güzelliği ile dünyadakiender kanyonlar arasında yer alan Ihlara Vadisi'nin,aynı zamanda arkeolojik zenginliğe sahip olduğunu belirtti. İnsan yaşlarına ait izlerin 10 bin yıldan daha geriye gittiği bölgede, yıllardır devam eden arkeolojik çalışlmalarda bulunan eserlerin Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Niğde Müzesi'nde sergilendiğini anlatan Cofl, ''Aksaray il olduktan sonra ortaya çıkarılan buluntular ise tarihi bir bina olan Bedriye Medresesi'nde depolanıyordu'' dedi. Depoda bekleyen binlerce arkeolojik buluntunun sergilenerek turizme kazandırılması için sürdürülen çalışlmalarda sona gelindiğini vurgulayan Cofl, şlunları kaydetti: ''Aksaray şehirlerarası Otobüs Terminali yakınındaki alana infla edilen müze binasının yapımı tamamlandı. Ihlara Vadisi içinde bulunan ve ilk dönem Hıristiyanlığa ait Çanlı Kilise'de,mumyalanmış cesetler bulunmuşltu. Aralık ayında açılışılışın yapaca ğımız yeni müze binasında, Ihlara Vadisi'ndeki kiliselerde bulunan bu mumyalar da sergilenecek. Yapılacak olan tanıtıma bağlı olarak özellikle Avrupalı turistlerin büyük ilgi gösterece¤ini inandığımız bu müzeyi, Aksaray'a kazandırmaktan mutluluk duyuyoruz.''

Bugüne kadar depolarda bekleyen ve müzede ilk kez sergilenecek 9 bin 500 arkeolojik buluntu arasında10 bin yıl öncesine ait beyin ameliyatı izleri taşıyan bir kafatası da bulunuyor. Müzede yer alacak buluntuların büyük bölümü, Acemhöyük, Aşıklıhöyük, Musular ve Darphane kazılarında elde edildi.

EN ESKİ CERRAHİ OPERASYON
Bir kadın iskeletine ait beyin ameliyatı yapılmış 10 bin yıllık kafatası, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Özbek başkanlığındaki ekibin, Aşıklıyük'te yaptığı araştırma sonucu bulunmuşltu.- İk kez sergilenecek kafatasında, dünyanın en eski cerrahi operasyonlarndan birinin gerçeklefltirildiıi sanılıyor.- 10 bin yıllık sır sergileniyor Aşıklıhöyük!te yapılan kazılarla ortaya çıkarılan beyin ameliyatı yapılmış 10 bin yıllık kafatası Aksaray'da açılacak müze binasında ilk kez sergilenecek Neolitik dönemde beyin ameliyatı Radyoskopik ve makroskopik incelemeden sonra kafatasndaki çok düzgün küçük yuvarlak deliğin, cerrahi bir operasyon sonucu oluşltuğu ve 'Trepanation' adı verilen beyin ameliyatının yapıldığı anlaşıldı.

3 bin yıl önce de aşiretler varmış

Van-AA
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Veli Sevin, yaptıkları araştırmalar sonucunda günümüzden 3 bin yıl önce de bölgede aşiretlerin bulunduğunu ortaya çıkardıklarını söyledi.

16 Mart 2005 Profesör Sevin, Doğu Anadolu Bölgesi'nde -bugün de olduğu gibi- tarıma elverişli arazilerin yetersizliğinden ekonominin tarıma değil de hayvancılığa bağlı bulunduğunu, Urartular'dan önceki toplumlarda da durumun bu şekilde olduğunu ifade etti.

Geçimi hayvancılığa bağlı olan toplumların göçebe hayatının olduğunu aktaran Sevin, bu tür toplumların yazın yaylara kışın da kışlaklar denilen yerlerde hayatını devam ettirdiğini kaydetti.

3000 YILLIK AŞİRET GERÇEĞİ Urartu ve Asur yazıtlarından elde ettikleri bilgiler ışığında Urartular öncesi de bu tür toplumların, bugünkü aşiretlere benzer bir yapılanmasının olduğuna işaret eden Sevin, Urartular öncesinde her bölgede bir göçebe toplum hakimdi. Elde ettiğimiz bilgiler bu göçebe toplulukların günümüzün aşiretleri gibi bir idari yapılanma içinde olduğunu gösteriyor. Her aşiretin başında aşiret reisi veya lider denilen kişiler bulunur ve her aşiret kendi içinde kollara ayrılırdı. Asur kaynaklarında bu aşiretlerin 50-60 civarında olduğu söyleniyor. Yaptığımız arkeolojik çalışmalar sonucunda günümüzden 3 bin yıl önce de bölgede aşiretlerin bulunduğunu ortaya çıkardık. Bu aşiretlerin Uruatri, Nairi ve Diyavehi gibi isimleri bulunuyor dedi.

AŞİRETLER UYGARLIK AKTARAMADILAR
Yeterli kaynak olmadığı için kültürel ve sosyal olarak o dönemin aşiretlerinin günümüzün aşiretleriyle kıyaslanmasının çok zor olduğunu bildiren Sevin, ancak bu aşiretlerin göçebe oldukları için çadırlarda yaşadığını ve uygarlık açısından günümüze yeterli zenginlik bırakmadığını vurguladı. Urartuların bölgeye hakim olmasından sonra bu aşiretleri egemenliği altına aldığını ve bu aşiretlerin yerleşik düzene geçmesini sağladıklarını belirten Sevin, ancak bu aşiretlerin Urartu hakimiyetine girdikten sonra varlıklarını devam ettirdiği veya ettirmediğine dair bilgilerinin yetersiz olduğunu, ancak aşiretlerin geçmiş dönemlerdeki gibi etkisinin fazla olmadığını sözlerine ekledi.

Hitit surları turizme açılacak

04.10.2005
Hitit medeniyetinin başkenti olarak bilinen Çorum'un Boğazkale İlçesi Hattuşa ören yerinde Aşağı Şehir Bölgesi'nde orijinaline uygun olarak yapılan Hitit surları gelecek yıl turizme açılacak. Alman Arkeoloji Enstitüsü adına bölgede kazı çalışmalarını yürüten Kazı Başkan Yardımcısı Arkeolog Ayşe Seeher, 2003 yılında çalışmalarına başlanan Hitit surlarının yapımının tamamlandığını anlatarak, Hattuşa kazılarının 100. yılında turizme açılacağını ifade etti.

10 bin yıllık medeniyet: Diyarbakır

AA 24 Nisan 2005
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin merkezi konumunda olan ve 30 medeniyete beşiklik etmiş Diyarbakır, 10 bin yıllık tarihin izlerini taşıyor. Diyarbakır Yontma Taş ve Mezolitik devirlerde, Diyarbakır ve çevresindeki mağaralarda yaşanmış olduğu, yapılan arkeolojik araştırmalarla anlaşılmış.

Eğil-Silvan yakınlarındaki Hassun, Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani yakınlarındaki Hilar mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit edilmiş. Anadolu'nun en eski köy yerleşmelerinden biri olan tarımcı köy topluluklarının en güzel örneğini veren Ergani yakınlarındaki Çayönü Tepesi, günümüzden 10 bin yıl önceye tarihlenmesiyle sadece bölge tarihine değil, dünya uygarlık tarihine de ışık tutuyor.

İLK TARIM VE HAYVANCILIK
M.Ö. 7500-5000 yılları arasında aralıksız olarak, daha sonra da aralıklarla iskan edilmiş olarak günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı Çayönü, göçebelikten yerleşik köy yaşantısına, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçilen Neolitik Devrimolarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, beslenme ekonomisi ve insandoğal çevre ilişkilerinin tümüyle değiştiği kültür tarihiyle ilgili buluşlarda birçok ilki de içeren canlı ve ilginç bir yerleşme alanı. Ergani yakınlarındaki Grikihaciyan Tepesi'nde M.Ö. 5000 yılları başına tarihlenen Gelişkin Köy Evresi ya da Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan Halaf Kültürü'nün sonlarına tarihlenen tek bir kültür evresi görülmüş. Diyarbakır'ın Bismil İlçesi yakınlarındaki Üçtepe Höyük'te yapılan ve henüz bitirilmemiş olan kazı çalışmalarında ise Yeni Asur, Helenistik ve Roma İmparatorluk dönemine ait bir merkez ortaya çıkarılmış. Diyarbakır Roma-Bizans, Türk, Pers ve Arap devletlerinin zengin tarihi ve kültürel değerlerini taşıyan ortak bir kültür mirası olarak günümüze kadar gelmiş.

TÜRKİYE MOZAİKLERİ TEHLİKE ALTINDA

AA 29 Ağustos 2005 ADANA
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar, "Kaçakçılar tarafından yüksek fiyatlarla pazarlanmak istenen mozaiklerin korunmaları yolunda etkin çalışma yapılmalı" dedi. - Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar, Çukurova'nın tarihi eser bakımından Türkiye'nin en zengin bölgelerinden biri olduğunu belirterek, başta Hitit olmak üzere, Pers, Roma ve Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda tarihi eseri barındırdığını kaydetti. Bölgede çıkarılan eserler arasında mozaiklerin ayrı bir yerinin olduğunu ifade eden Sayar, bu eserlerin ne yazık ki etkin bir şekilde korunarak, değerlendirilemediğini söyledi. eserlerle Çukurova'nın dünyanın en büyük ve gösterişli mozaik koleksiyonuna sahip bölge olabileceğini anlatarak, Bölgenin genelinde toprağın hemen altında zengin antik mozaik eserler bulunuyor. Ancak, sergileyecek yer sorunu nedeniyle bu zenginliğimizi değerlendiremiyoruz. Antik mozaikler dünyada genellikle Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerde bulunuyor. Ülkemizdeki antik mozaiklerise bu ülkelerde çıkan mozaiklerden sanat ve işçilik yönünden daha zengin. Kompozisyon zenginliği, işçiliğin kaliteli oluşu, konu çeşitliliği ile öne çıkıyor. Özellikle Çukurova'da Roma ve geç Roma dönemlerinde refah düzeyinin şehir ve kırsal kesimlerde yüksek oluşu, mozaik sanatının gelişiminde büyük rol oynamış" diye kaydetti. Sayar, etkin koruma sağlanamadığı için bu eserlerin kaçak kazı yapanlar tarafından yüksek fiyatlarla satıldığının bilinen bir gerçek olduğunu, geçen hafta sonu Kozan ilçesinde 8.5 milyon dolar bedel karşılığı satışa sunulmak istenen mozaiğin de bunun bir göstergesi olduğunu belirtti.

ARAZİ TEŞKİLATI ÖNERİSİ
Kaçakçılar tarafından yüksek fiyatlarla pazarlanmak istenen bu mozaikleri koruma yolunda etkin çalışma yapılması gerektiğini vurgulayan Sayar, "Ülkemizin mozaik zenginliğinin korunması için yöneticiler, bilim insanları ve yöre halkına büyük görev düşüyor. Mozaiklerimizi sonraki yıllar başka ülkelerin müze veya koleksiyonerlerinde görmemek için jandarma teşkilatı benzeri sadece kültür varlıkları ile ilgilenen bir arazi teşkilatı ivedilikle kurulmalı. Bu teşkilatta arkeologlar, sanat tarihçileri, harita mühendisleri, jeofizik mühendisleri, tarihçiler, antropologlar, restoratörler ve özellikle mimarlar görev yapmalı. Bu teşkilat belki bütçeye ek bir yük getirebilir ancak, şu unutulmamalı ki tarihi eserin bedeli yoktur. Bu eseri yapan usta artık olmadığı için telafisi de mümkün değildir" diye konuştu.

KOZAN'DA ELE GEÇİRİLEN MOZAİK KORUNMALI
Sayar, son olarak geçen hafta sonu Kozan İlçesi'nde kaçak kazı yapanlar tarafından bulunan geç Roma dönemine tarihlenen zemin mozaiğinin güvenlik kuvvetleri tarafından ele geçirilmesinin büyük başarı olduğunu bildirerek, "Önümüzdeki günlerde ayrıntılı şekilde inceleyeceğimiz bu mozaik buluntu yeri Zeugma ve Antakya bölgesindekileri aratmıyor. En kısa sürede bu mozaik güneş, yağmur gibi dış etkenlerden tahrip olmadan belgelemesi ve konservasyonu yapılarak, üstü örtülüp, koruma altına alınmalıdır" dedi

Hitit kenti Taviniya Yozgat'taymış

21 Şubat 2005
Trieste Üniversitesi Tarih Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Stefano De Martino, tarihi metinlerde adı geçen, ancak bugüne kadar yeri tespit edilemeyen Hitit kenti Taviniya'nın, Yozgat'ın Büyüknefes Köyü yakınlarında olduğunu öne sürdü. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Muzaffer Göker Salonu'nda Taviniya konulu bir konferans veren Prof. Dr. Martino, Anadolu'da M.Ö. 1700'lü yıllarda ilk defa tarih sahnesine çıkan ve o günün dünyasında süper güç olan Hititler'le ilgili tarihi metinlerde yer alan Taviniya kentinin yerinin henüz tespit edilemediğini ifade ederek, tarihi metinlerden kentin, Hitit başkenti Hattuşa'ya fazla uzak olmadığının anlaşıldığını belirtti. Hitit metinlerinde geçen yer adlarının, Hitit devri Anadolusu'nun haritasının çıkarılması açısından büyük önem taşıdığına işaret eden Martino, bu kapsamda Taviniya'nın yerinin arkeoloji dünyasında büyük merak uyandırdığını kaydetti. Tarihi metinlerde yaptığı araştırmalara göre Taviniya'nın bir Hitit merkezi olduğunun kesin olduğunu vurgulayan Martino, kentin 1. Hattuşili zamanından daha önce de Hitit hakimiyet sahası içinde bulunduğunu söyledi. Martino, Herşeyden önce Taviniya, eski Hitit krallığında önemli bir kült merkeziydi ve burada büyük dini törenler yapılıyordu. Tarihi metinlere göre bu kent Hattuşa'dan bir günlük uzaklıktadır ve Hitit başkentine giden direkt yol üzerindedir. Taviniya'nın Hattuşa'nın güneyinde olduğuna inanmak yerinde olacaktır. Taviniya'nın Büyüknefes'te olduğu varsayımı, Hitit kaynaklarıyla ters düşmemektedir. Yeni belgelerle ya da yeni kazıların sonuçlarıyla bu varsayımın doğrulanabileceğini umuyoruz. Bunun doğrulanması, Arinna ve Ankuva gibi diğer önemli Hitit kentlerinin yerlerinin belirlenmesi sonucuyla yakından bağlantılıdır diye kaydetti.

HİTİTLER ÜZERİNE ÇOK SAYIDA YAPIT
Trieste Üniversitesi Tarih Fakültesi Dekanı ve Eskiçağ Bilimleri Bölümü öğretim üyesi oyan Prof. Dr. Stefano De Martino'nun,
;Hitit Kültüründe Dans
Hurri Kehanet Metinleri
;Orta Hitit Krallığı Döneminde Batı AnadoluEski Hitit Yıllıkları ve Tarih Yazıcılığı adlı kitapları bulunuyor.

SİDE

side
13 Şubat 2005
Side kazılarında işlemeli ostothek Antalya'nın Manavgat İlçesi'ne bağlı Side'de sürdürülen kazı çalışmalarında, kentin girişindeki Doğu Nekropol bölümünde İ.S. 1. Yüzyıl'da bir soylu için yapıldığı sanılan ostothek (lahit mezar) ortaya çıkarıldı. - Side Müze Müdürü Arif Küçükçoban, İ.S. 1. Yüzyıl'a ait olduğu düşünülen lahitin içinde küller ve kemik kırıntıları bulunduğunu açıkladı. O dönemlerde ölen insanların yakıldıktan sonra kül ve kemik kırıntılarının Ostothek denilen bu mezarlara konulduğunu belirten Küçükçoban, bir soyluya ait olduğu sanılan lahitin dört köşesinde kabartma boğa başları bulunduğunu bildirdi. Eserin bir kenarına da kapı işlenmiş olduğunu, bunun "ölüler dünyasının kapısı"nı simgelediğini anlatan Küçükçoban "Eserin şimdiye kadar bulunan lahitlerden daha erken bir tarihe, İ.S. 1. Yüzyıl'a ait olduğu düşünüyoruz. Müzemizde buna benzer bir eser yoktu" dedi. Küçükçoban, böylesine sağlam ve güzel bir eserin ortaya çıkarılmasının sevincini yaşadıklarını belirterek, lahit mezarın ziyaretçilerin de yoğun ilgisini çektiğini söyledi. Side Belediyesi'nin Antik Side adı verilen bölgede toprak aşınması sonucu başlattığı temizlik çalışmasında tarihi mezarlar ve lahitlerin bulunduğu Doğu Nekropol alanı ortaya çıkmıştı. Side Müze Müdürlüğü'nün bu alanda Side Belediyesi'nin de desteğiyle başlattığı kazı çalışmalarında çeşitli buluntulara rastlanmıştı.

BOĞAZKÖY SFENKSİ

bogazkoyNew York AA 15 Şubat 2005
UNESCO bünyesinde faaliyet göstererek kaçakçılık ya da başka yollardan ülkelerinden çıkarılan kültürel eserlerin yeniden ait oldukları ülkelere iade edilmesi konusunda çalışan bir komite, 1917 yılında bir süreliğine sergilenmek üzere Türkiye;den alınarak Almanya;ya götürülen Boğazköy Sfenksi;nin Türkiye;ye iadesi konusundaki görüşmelere devam edilmesi çağrısı yaptı.

ALMANYAYA ÇAĞRI
Komite, Almanya;ya götürülen Boğazköy Sfenksi;nin Türkiye;ye iadesi konusundaki görüşmelere devam edilmesi çağrısı yaptı. Berlin;deki Staatliches Müzesi;nde sergilenen Hitit dönemine ait pek çok tarihi eserle birlikte sergilenen Boğazköy Sfenksi;nin orijinalinin bir çift olduğu belirtilirken, bu sfenkslerden birinin 2.Dünya Savaşı sırasında Türkiye;ye iade edildiği kaydedildi. Alman yetkililer ile Türk hükümeti arasında sürdürülen görüşmelere rağmen ikinci sfenksin Türkiye;ye iadesi ise bugüne kadar sağlanamadı.

Marmaris;in Kemeraltı Mahallesi;ndeki kayalık ve tepelik alandaki ;İyilik Kayaları;

Marmaris AA 23 Ocak 2005
Belediye ve Müze Müdürlüğü;nün ortak çalışmasıyla, arkeolojik park haline getirilecek. İyilik Kayaları;nı yağmurdan korumak için çatı ve örtü sistemleri yapılacak. Daha sonra kayalığın ışıklandırılması, ardından da bahçe düzenlemesi Mayıs ayının sonlarında tamamlanacak. İyilik Kayaları,Muğla Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 23 Şubat 2001 tarihinde 285 sayılı kararıyla tescil edildi ve 1. derecede SİT alanı kapsamı içine alındı. Tepelik alanı 8 bin 232 metrekare, eteği de 2 bin 100 metrekare alana sahip kayalar, düzenleme çalışmaları tamamlandığında, toplam 10 bin 432 metrekarelik park haline gelecek. Muğla Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun Marmaris Belediye Başkanlığı ile yapılan protokolü gereğince, Marmaris Müze Müdürlüğü denetimi ve gözetiminde, arkeolojik park olarak düzenlenmesine karar verilen İyilik Kayalarını yağmurdan korumak için çatı ve örtü sistemleri yapılacak. Daha sonra kayalığın ışıklandırılması, ardından da bahçe düzenlemesi Mayıs ayının sonlarında tamamlanacak.

UYGULAMA BÖLGEDE BİR İLK
Marmaris Müze Müdürü Neşe Kırdemir, Antik Fyskos kentinin yerleşim uzantısı olarak gösterilen bölgenin arkeolojik müze haline getirilmesinin, antik kentin açık hava teşhiri olacağını kaydetti. Uygulamanın Muğlada bir ilk olacağını ifade eden Kırdemir, arkeolojinin turizme katkısının, bu örnekte açık seçik gözlenebileceğine dikkati çekti. Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar da bölgenin şimdiki haliyle çöplük gibi kullanıldığını, yapılacak düzenlemeyle, kayaların hak ettikleri konuma kavuşacağını kaydetti. BÖLGEDE NELER VAR? 2001 yılında gün ışığına çıkarılan bölgede sur duvarlarına ait kalıntılara, işlenmiş basamaklara rastlandı. Tepenin güney yamacının mezarlık alanı (nekropol) olarak kullanıldığı kesinleşti ve bu alanda 8 mezar bulunuyor. Burada yakılan cesetler, pişmiş toprak kaplara (urnelere) konularak kaya içlerine yerleştirilmiş mezarlara bırakılıyordu. Bu mezarların önlerine koruma amaçlı duvarların yapılmış hali günümüze kadar uzanıyor. Bölgedeki terasların, M.Ö. 1. ve M.S. 1. yüzyıllara dayandığı sanılıyor. Mezarların önünde bulunan düzlük alanda yapılan sondajlamada çıkan temel kalıntılarının, M.Ö. 4. yüzyıla ait özellikler taşıdığı, kazılar sonucu bulunan cam parçalarının ise M.Ö. 2. ve 3. yüzyıla ait olduğu saptandı. İyilik Kayalarının, M.Ö. 4. yüzyıldan, M.S. 1. yüzyıla kadar geçen süreçte yerleşim gördüğü de gün ışığına çıkarılan bilgiler arasında.

 

LİMANTEPE

Osmanlı Batığı su üstüne çıkarılacak

23 Aralık 2005 NTV-MSNBC VE AJANSLAR
İzmir'in Urla İlçesi'nde, 6 bin yıllık ören yeri Limantepe'de bulunan Osmanlı Batığı, yapılacak çalışmalarla su üstüne çıkarılacak. Bu, Türkiye için bir ilk. - Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü'nde düzenlenen Denizlere Sevgi Platformu (DESEV) Aralık ayı toplantısına katılan Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hayat Erkanal, Limantepe'de tarihi mendirek yakınlarında bulunan Osmanlı Batığı'nı çıkarmak için ön çalışmaların devam ettiğini söyledi. Projenin İsrail Hayfa Üniversitesi'yle ortaklaşa yürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Erkanal, "Çalışmalarda, artık batık için kazılara başlama zamanı geldi. 2006'nın yaz aylarında kazılara başlayacağız" dedi. İlk kez bir Osmanlı Batığı!nın su yüzeyine çıkarılacağını ifade eden Erkanal, yine bu yaz başlayacak çalışmayla, Türkiye'nin güney kıyılarının taranarak batıkların tespit edileceğini ve sonuçların bir faaliyet raporu olarak yayımlanacağını söyledi.

ULUBURUN BATIĞI AMERİKA'DA SERGİLENECEK

DESEV'in toplantısında konuşan Türkiye Sualtı Arkeoloji Vakfı Başkanı Oğuz Aydemir ise Kaş yakınlarında yapılan sualtı kazısında çıkarılan ve dünyanın en eski batığı olarak bilinen "Uluburun Batığı" hakkında bilgi verdi. Aydemir, Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi'nde sergilenen batığın ve batıktan çıkarılan tarihi eserlerin National Geographic sponsorluğunda ABD'de sergileneceğini kaydetti. Aydemir, Uluburun Batığı'nın, Amerika'da önde gelen müzelerde sergileneceğini ifade ederek, bu sayede Türkiye'nin de adının duyulacağını bildirdi.

AYASOFYA'da 'gizli' bir oda bulundu

24/12/2005
Ayasofya Müzesi'nde seyyar bir bekçi kulübesinin arkasında yıllardır gizlenen bir oda bulundu. Odanın, Osmanlı'nın son döneminde Ayasofya'da restorasyon yapan ünlü İtalyan mimar Fossati'nin atölyesi olduğu anlaşıldı Ayasofya'da yıllardır varlığından bile haberdar olunmayan, kapısı seyyar güvenlik kulübesiyle kapatılmış bir atölye ortaya çıkarıldı.

Osmanlı'nın son döneminde Ayasofya'da restorasyon yapan ünlü mimar Gaspare Fossati'nin de kullandığı, çöplük haline gelmiş atölyede, restorasyon projeleri, çizimler, fotoğraflar, restorasyon malzemelerinin yanı sıra orijinal kubbe korkulukları, küp, amfora, altın mozaik parçaları gibi tarihi eşyalar da bulundu.

Oda tesadüfen ortaya çıktı. Üç ay önce atanan Müze Müdürü Jale Dedeoğlu'nun, "Girilmeyen başka oda kaldı mı?" diye sorduğu uzmanlardan biri, "Galiba bir oda daha var" dedi. Dedeoğlu, o odanın derhal açılmasını istedi. Tarif edilen yere gidildiğinde, odanın girişine güvenlik görevlilerinin dinlenmesi için seyyar kulübe yerleştirilmişti. Kulübenin çekilmesinden sonra asma kilitle kapatılmış kapıya ulaşıldı. Ancak kilidin anahtarı müzede bulunamadı. Bunun üzerine Müdür Dedeoğlu, kapının tutanakla kırılmasını istedi. Fossati çalışmış Gizlenen kapı açılınca çok kötü bir manzarayla karşılaşıldı. Toz ve pislik içindeki odanın girişindeki tezgâhtaki 1968 tarihli bir gazete buranın çok uzun süredir açılmadığını gösteriyordu. Odadaki tezgâhlardan, proje çalışmalarından ve restorasyon malzemelerinden buranın bir atölye olduğu anlaşıldı. Yaklaşık 10 ton ağırlığında demir iskele, iskele kurmaya yarayan sıpalar, sandık içlerindeki restorasyon malzemeleri ilk göze çarpanlar arasındaydı.

Gaspare Fossati, Ernest Hawkings gibi ünlü mimarların çalıştığı atölyedeki proje çizimlerinin önemli olduğuna dikkat çekiliyor. İtalyan olan Gaspare Fossati, Sultan Abdülmecid'in daveti üzerine Ayasofya Müzesi'nde 1850'li yıllardan itibaren, İstanbul'dan gitme bir Levanten olan İngiliz Ernest Hawkings ise 1955'li yıllarda restorasyon çalışmaları yapmıştı.

Ziyarete açılacak Atölyede çıkan malzemelerin inceleneceğini belirten Dedeoğlu, şöyle konuştu: "Yıllardır girilmediği hatta merak bile edilmediği görülüyor. Bunun bekçi kulübesi arkasına gizlenilmesi ise başka bir acı gerçek. Artık müzenin girilmeyen hiçbir bölümünün kalmadığını düşünüyorum. Bu galeri bölümünü de temizleyip ziyaret edilebilir hale getireceğiz. Çıkan eserlerden bazılarını da burada sergileyeceğiz.

" FOSSATİ, ABDÜLMECİT'İ ÇOK ETKİLEMİŞTİ" Çar Nikolay I tarafından İstanbul'a Rus Elçiliği binasının yapımı amacıyla yollanan Garpare ve Guiseppe Fossati kardeşlerin çalışmasından Sultan Abdülmecit çok etkilendi. Bunun üzerine Ayasofya'daki onarım işleri için İtalyan mimar Gaspare Fossati görevlendirildi. 1848 yılında da altın, gümüş ve bakırdan bu onarıma katkıda bulunanlara verilmek üzere Tamir-i Ayasofya madalyası bastırıldı. Yapının iç ve dış sıvaları değiştirildi, mozaikleri meydana çıkarılarak temizlendi, sonra da üzerleri yeniden ince bir sıvayla örtüldü. Kubbeyi dıştan destekleyen kemerler de bu dönemde yapıldı. Ayrıca çift demir çemberlerle kubbe takviye edildi, üst galeride dik durumlarını yitirmiş 13 sütun düzeltildi ve bazı kapılar yenilendi.
Ömer Erbil - Milliyet

TLOS

 

TLOS
10 Kasım 2005 ANTALYA
Tlos Kaya Resimleri
Likya'yı, Tlos kaya resimleri aydınlatacak
Fethiye'deki Tlos Antik Kenti kazılarında, dış duvarında Yontmataş Çağı'na ait kaya resimleri olan mağara bulundu.
AA

Prof. Havva IŞIK, resimleri inceliyor

- Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Akdeniz Üniversitesi (AÜ) tarafından AÜ Klasik Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva İşkan Işık başkanlığında yürütülen Tlos Antik Kenti kazıları kapsamında, Fethiye'nin Arsa Köyü'nde dış duvarında tarih öncesinden figürler barındıran mağara bulundu. Mağaranın dış duvarının, Antik Likya Bölgesi'nde bugüne kadar ortaya çıkarılan ilk kaya resimlerini içerdiğini belirten Prof. Dr. Işık, bunların Paleolitik (Yontmataş Çağı) döneme ait olduğunu söyledi.

Anadolu'nun üst paleolitik dönemden çok sayıda mağara resimleri barındırdığını vurgulayan Prof. Dr. Işık, Ancak mağara resimlerine Likya bölgesinde hiç rastlanmadı. Bu mağara Likya'nın diptarihi (tarih öncesi-prehistorya) açısından olağanüstü önem taşıyor" diye konuştu.

Burada 3 mağaranın bulunduğunu ve mağaraların Bizans dönemine kadar kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Işık, "Ancak kaya resimleri kesinlikle Paleolitik (Yontmataş Çağı) döneme ait resimler. Ayrıca 5-6 binli yıllara tarihleyebileceğimiz Kalkolitik ve Tunç çağlarına giden seramik malzemeler de ele geçirdik" dedi.

LİKYA'NIN TARİH ÖNCESİ AYDINLANIYOR
Tlos Antik Kenti kazıları sırasında Girmeler Mağarası'nda daha önce tarih öncesi tekil buluntulara rastladıklarını bildiren Prof. Dr. Havva İşkan Işık, "Bu mağarayla Akdağlar, hem diplerinde hem de üst taraflarında tarih öncesi kültür barındıran bir dağ silsilesi olarak karşımıza çıkıyor" dedi.

Likya'nın dip tarihinin son derece sıkıntılı ve problemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Işık, bugüne kadarki kazılarda ele geçirilen arkeolojik malzemenin, 8inci Yüzyıl'dan itibaren başladığını söyledi.

Tekil buluntular olsa da Likya'da hiçbir zaman 2,3,4 ve 5 bininci yılları tam olarak yakalayamadıklarına işaret eden Prof. Dr. Işık, 'Şimdi her koşulda tarih öncesi bir mağaramız var. İnanıyorum ki kesin olarak tekil bir mağara değil. Buradaki mevcut mağaralarda yapılacak gözlemlerde, bununla bağlantılı yeni verilere ulaşılacak. Dolayısıyla Likya'nın erken tarihi, Anadolu'nun kendi kültürlerinden ayrılmaz bir bütünlük içine giriyor. Likya kültürünü yoğun bir biçimde Yunan ve Pers kültürüne bağlayan düşünce ve çalışmalar var. Şimdi biz anlıyoruz ki Likya'da, buraya ilk gelişlerinden itibaren yerli olan, Anadolu'nun pekçok yerindeki mağara kültürünü yansıtan bir halkın varlığı sözkonusu" diye kaydetti.

tlosFİGÜRLER ANADOLU'DAN
Mağarada, insan, kadın, sarmal boynuzlarıyla yaban geyiği, bir hayvan üzerinde oturan ve dans eden insan figürleri bulunduğunu belirten Prof. Dr. Işık, bunların birçoğuna Anadolu'daki diğer tarih öncesi mağaralardan aşina olduklarını söyledi.

Mağara ve çevresinin koruma alanı ilan edilmesi için Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na başvuracaklarını bildiren Prof. Dr. Işık, daha sonra bilimsel yöntemlerle kaya resimlerini temizleyeceklerini ifade etti. Mağaranın dış duvarının bu amaçla camdan bir koruma tabakasıyla kapatılabileceğini kaydeden Prof. Dr. Işık, mağaranın, bulucusu Orhan Çelen'in ismiyle literatüre gireceğini sözlerine ekledi.

Mağarayı doğada yaptığı gezi sırasında keşfeden Orhan Çelen de arkeolojiye olan merakı sayesinde mağaranın dış yüzeyindeki resimlerintarih öncesi döneme ait olabileceğini anladığını ve bu nedenle Prof. Dr. Havva İşgan Işık'a haber verdiğini söyledi.

AYASOFYA'DA KAZI

I.T.U. ogretim gorevlisi sualti arkeologu Dr. Çiğdem Özkan Aygün ve Engin Aygün tarafindan 14. Kasim.2005 tarihinde Ayasofya Muzesi su dolu kuyularinin olasi yeralti sarniclari ve dehlizlerine baglantilarini arastirmak uzere bilisel calisma baslatilmistir. Calisma Kultur ve Turizm Bakanligi'nin B.16.0.KVMG.0.10.00.01/707.1. (159)-116335 sayili izni ile ve Bern Universitesi ile isbirligi icinde yurutulmektedir. Bu calisma 1997 yilinda Engin Aygun tarafindan Ayasofya muzesinin icinde bulunan iki kuyuya gerceklestirilen dalislardan yola cikilarak olusturulmustur. Calisma, ayni zamanda video ve fotograf cekimlerini ve bir belgesel hazirlanmasini da kapsamaktadir. Calismanin ilk etabinda kutsal kuyu da dahil olmak uzere yapiya ait tum kuyular tespit edilmis ve kimi yerde 50 cm. yuksekligindeki dehlizlerde olcumler ve video cekimi gerceklestirilmistir. 14 metre derinligindeki ici su dolu olan kuyuda cekimler yapilmistir. Calisma, 2005 yili sonuna kadar ve 2006 yilinda devam edecek ve su dolu olan tum kuyulara dalislar gerceklestirilecektir. Detayli bilgi icin engin@yilmaz.com adresine bas vurabilirsiniz.

SOBESSOS

sobessos
Sobessos Mozaikleri

28-09-2005
Sobessos yıllar sonra güneş yüzü gördü. Koç Allianz ve acentelerinin desteğiyle kazı çalışmalarına yeniden başlanan Kapadokya'daki Sobessos Antik Kenti'nde, Kapadokya Bölgesi'ne ait olarak ilk kez geç Roma-erken Hıristiyanlık dönemine ait bulgular ele geçirildi. Yapılan kazılar sonucunda, yörede tahminen 1500 yıl önce yaşamış bir halka ait 80 adet mezar, çok sayıda mozaik, bir hamam ve bir toplantı salonu günışığına çıkarıldı. Kazıyla ilgili bir değerlendirmede bulunan Nevşehir Müzesi arkeologlarından Murat Gülyaz, şunları söyledi: "Kapadokya'da ilk kez geç Roma-erken Hıristiyanlık dönemine ait mezarların bulunuşunu tarihe büyük bir katkı olarak görüyoruz. Elimizdeki bulgulardan ilk incelemelerde edindiğimiz izlenim, Sobessos halkının, şehirlerini bir süreliğine terk edip geri döndükleri yönünde. Bulunan 80 mezardan çıkardığımız iskeletlerin, erkek yetişkinler ve çocuklara ait olduğu ve muhtemelen salgın hastalıklara maruz kaldıkları ihtimali üzerinde duruyoruz. Ancak elbette incelemelerimiz devam edecek ve kesin bilgilere ulaştıkça kamuoyuyla paylaşacağız.'' Tarih bilinci geliştirmenin ve tarihle iç içe olmanın gelecekle kurulacak köprü için en önemli temel olduğunu söyleyen Koç Allianz Murahhas Aza ve Genel Müdürü M. Kemal Olgaç yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Kendiyle barışık, dünyayı ve kendini daha iyi anlayan nesiller yetiştirmenin, geçmişle bağlarımızı sağlam kurmakla doğrudan ilgili olduğunu düşünüyoruz. Bu sebeple Koç Allianz için tarihi projelere destek vermek, çocuklarımızın yetişmesine ve ülkemizin geleceğine katkıda bulunmakla aynı şey. Nasıl ki çocuklarımızı koruyup kolluyor, gözetiyor ve her zaman destekliyorsak, tarihi mirasımızı da her zaman elimizden geldiğince koruyup kollamalıyız ki varlığımızın kökleri gelecekteki torunlarımızın gözünden bize gülümsesin.'' Koç Allianz, acente toplantıları kapsamında her yıl toplantının yapıldığı bölgede bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirme kararı almıştı. Bu kapsamda Mayıs 2005'te Kapadokya'da düzenlenen acente toplantısında, acentelerin de katkısıyla Sobessos Antik Kenti'ne destek verilmeye başlanmıştı.

Sobessos Antik Kenti'nin önemi Sobessos Antik Kenti, Kapadokya'nın turizm merkezi Ürgüp'e 30 km. mesafede olan Şahinefendi Köyü yakınlarında yer alıyor. Şahinefendi Köyü halkı, 1960'lı yıllarda tarlada çift sürerken, iki atın çektiği savaş arabalı mozaiklere şahit olmuş. Mozaiklere bir anlam veremediklerinden, o yıllarda mozaiklerin üzerini kapatarak, bölgeyi yıllarca yonca tarlası olarak kullanmışlar. Bu elbette bir açıdan kalıntıların korunmasını sağlamış. Daha sonra kaçak kazı yapmaya çalışılmış olsa da kazının önemli bölümleri ele geçirilememiş. 2002 yılında Nevşehir Müzesi öncülüğünde başlatılan ve 2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Koç Allianz ve acentelerinin destekleri sonucu tamamlanan kazılarda, Kapadokya Bölgesi'nde nadir görülen geç Roma-Erken Hristiyanlık dönemine ait mezarlar bulundu. Sobessos Halkı, kenti terk etmiş, sonra geri dönmüş Özellikle toplantı salonun etrafı genişletilirken açığa çıkarılan 80 mezar açılıp incelendiğinde tamamına yakınının erkek erişkin ve erkek çocuğu olması arkeologlara ilginç geliyor. Üstelik bir mezarda birden çok iskeletin bulunması da Sobesos Kenti'nin salgın bir hastalık sebebiyle terkedilmiş olabileceği ihtimalini kuvvetlendiriyor. Ele geçen iskeletler detaylı olarak incelenmek üzere toplanıyor. Sobesos halkının kenti terk etme ve geri dönme nedenleri henüz açıklığa kavuşmamakla birlikte tahminler salgın hastalıklar, kıtlık veya istila gibi olasılıklar üzerinde yoğunlaşıyor. Kazılar sonucunda ortaya çıkarılan büyük toplantı salonunun, bir süre kullanıldıktan sonra terk edildiği de anlaşılıyor. Kazı sonucunda ortaya çıkan bulgular, Sobessos halkının kente yaklaşık iki yüzyıl sonra ve daha fakir ama daha Hıristiyanlaşmış olarak geri döndüğünü belirtiyor. Kente ikinci yerleşme denemesinde Sobessos Halkı toplantı salonunun taşlarından, binanın ortasına kendi olanakları ile küçük bir şapel ilave etmiş. Ne yazık ki şapelin yapımı esnasında avluda bulunan mozaiklerin büyük bir kısmı tahrip edilmiş. Sobessos Kenti'nin, saç bandı, giyoş, meander gibi geometrik motifli mozaiklerle süslü kentin idari merkezi olabilecek toplantı binası ile içinde giyinme, masaj, dinlenme ve sıcaklık kısımlarından oluşan hamamı son derece iyi korunmuş olarak açığa çıkarılmış durumda. Hamamda odalar arası sıcak hava dolaşımının ustalıkla yapıldığı, zeminlerin ise mermerle kaplandığı görülüyor.

FASILLAR ANITI

KONYA -04 Ağustos 2005-gazeteler
Konya'nın Beyşehir İlçesi'ne bağlı Fasıllar Köyü'nün yakınında bulunan Hitit Misthia Kenti'nde, Hitit ve Roma döneminden kalma çok sayıda kaya oyma anıt, yöreye açık hava müzesi özelliği kazandırıyor. Hitit döneminde yapılan, 8.5 metre boyunda, yaklaşık 50 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen dünyanın en büyük Hitit anıtları arasında gösterilen dev Fasıllar Anıtı, bölgenin en önemli tarihi varlığı olarak öne çıkıyor. Anıt, bölge halkınca Kurtbeşiği olarak biliniyor.
Küçük bir yerleşim birimi olan Fasıllar Köyü, dik bir kayanın üzerine oyulmuş Roma Dönemi'ne ait Eşinen At Kabartması ve Bereket Anıtı gibi zengin tarihi varlıkları ile dikkat çekiyor.

Yıllardır gündeme gelmesine karşın, istenilen düzeyde turizme kazandırılamayan bölgeye ulaşmak için taşlı ve oldukça kullanışsız bir yoldan geçmek gerekiyor.

TURİSTLERE BÖLGE HAKKINDAKİ BİLGİ KÖYÜN ÇOBANLARINDAN
Koruma altında olan kaya oyma anıtların çevresinde hayvan otlatan köyün çobanları, bölgeye gelen turistlere -bildikleri ölçüde- anıtlar hakkında bilgi vermeye çalışıyor.

Konya Müze Müdür Yardımcısı Sırrı Özenir, doğal etkiye açık olarak sırtüstü yatar şekilde bulunan Fasıllar Anıtı'nın, Hitit döneminde koruyucu özellik taşıdığı için kentin girişine yapıldığını söyledi.

DAĞ TANRISI ÜZERİNDE FIRTINA TANRISI BETİMLENMİŞ
Anıt'ta, Hititler'in en büyük 2 tanrısından birisi olan fırtına tanrısının bulunduğunu ifade eden Özenir, dağ tanrısı üzerinde fırtına tanrısının betimlendiği benzeri olmayan anıtın önemli tarihi zenginliklerden olduğunu belirtti.

Koruma altına alınması ve turizme kazandırılması amacıyla anıtın başka bir yere taşınmasının gündeme geldiğini vurgulayan Özenir, Helikopterle Eflatunpınar'a taşınması düşünüldü. Bunun için sponsor bile bulundu. Ancak daha sonra bu proje çeşitli nedenlerle gerçekleşmedi. Anıt eski yerinde kaldı. 50 ton ağırlığında olduğu için taşınamamış olabilir dedi.

AVCILARIN HEDEF TAHTASI HALİNE GELEBİLİR
Daha sonra sırtüstü yatar şekildeki dev anıtın dikilmesinin planlandığını dile getiren Özenir, Bu düşünceden de anıtın avcıların hedef tahtası haline gelebileceği gerekçesiyle vazgeçildi. Ülkenin bazı bölgelerinde anıtların ne hale geldiği ortada. Anıttaki tanrılar ve aslan heykelleri, mermiler yüzünden tahrip edilebilirdi. Bölgeyle ilgili olarak yakın zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığına rapor gönderdik. Raporda öncelikle bir yolun yapılması, daha sonra bölgeye bir bekçi atanması gerektiğini belirttik. Bekçi atanırsa anıt dikilebilir ve tam anlamıyla koruma altına alınarak turizme kazandırılabilir diye konuştu.

ANTİK BÖLGENİN, KÖYDEN AYRILMASI GEREKİYOR
Ayrıca antik ve modern yerleşimin bir arada bulunduğu bölgede çalışma yapılarak, antik bölgenin köyden ayrılması gerektiği yolunda fikir bildirdiklerini belirten Özenir, şu anda anıtlar için bir çalışma yapılmadığını, rapora cevap beklendiğini söyledi.

Köyde hayvancılıkla uğraşan Ramazan Karaşan ise bölgeye özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turist geldiğini bildirdi.

TAŞLI YOL, ANTİK KENTİN ÖNEMLİ SORUNU
Antik kentin en önemli sorununun, taşlı yolu olduğunu ifade eden Karaşan, Bazı turistler, araçlarıyla Anıt'ın olduğu yere çıkamıyor. Biz elimizden geldiğince onlara bilgi vermeye çalışıyoruz, ancak ne kadar yeterli olduğumuzu bilmiyoruz dedi.
Konya'nın Beyşehir İlçesi'ne bağlı Fasıllar Köyü'nün yakınında bulunan Hitit Misthia Kenti'nde, Hitit ve Roma döneminden kalma çok sayıda kaya oyma anıt, yöreye açık hava müzesi özelliği kazandırıyor. Hitit döneminde yapılan, 8.5 metre boyunda, yaklaşık 50 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen dünyanın en büyük Hitit anıtları arasında gösterilen dev Fasıllar Anıtı, bölgenin en önemli tarihi varlığı olarak öne çıkıyor. Anıt, bölge halkınca Kurtbeşiği olarak biliniyor. Küçük bir yerleşim birimi olan Fasıllar Köyü, dik bir kayanın üzerine oyulmuş Roma Dönemi'ne ait Eşinen At Kabartması ve Bereket Anıtı gibi zengin tarihi varlıkları ile dikkat çekiyor. Yıllardır gündeme gelmesine karşın, istenilen düzeyde turizme kazandırılamayan bölgeye ulaşmak için taşlı ve oldukça kullanışsız bir yoldan geçmek gerekiyor. TURİSTLERE BÖLGE HAKKINDAKİ BİLGİ KÖYÜN ÇOBANLARINDAN Koruma altında olan kaya oyma anıtların çevresinde hayvan otlatan köyün çobanları, bölgeye gelen turistlere -bildikleri ölçüde- anıtlar hakkında bilgi vermeye çalışıyor. Konya Müze Müdür Yardımcısı Sırrı Özenir, doğal etkiye açık olarak sırtüstü yatar şekilde bulunan Fasıllar Anıtı'nın, Hitit döneminde koruyucu özellik taşıdığı için kentin girişine yapıldığını söyledi.

DAĞ TANRISI ÜZERİNDE FIRTINA TANRISI BETİMLENMİŞ
Anıt'ta, Hititler'in en büyük 2 tanrısından birisi olan fırtına tanrısının bulunduğunu ifade eden Özenir, dağ tanrısı üzerinde fırtına tanrısının betimlendiği benzeri olmayan anıtın önemli tarihi zenginliklerden olduğunu belirtti. Koruma altına alınması ve turizme kazandırılması amacıyla anıtın başka bir yere taşınmasının gündeme geldiğini vurgulayan Özenir, Helikopterle Eflatunpınar'a taşınması düşünüldü. Bunun için sponsor bile bulundu. Ancak daha sonra bu proje çeşitli nedenlerle gerçekleşmedi. Anıt eski yerinde kaldı. 50 ton ağırlığında olduğu için taşınamamış olabilir dedi.

AVCILARIN HEDEF TAHTASI HALİNE GELEBİLİR
Daha sonra sırtüstü yatar şekildeki dev anıtın dikilmesinin planlandığını dile getiren Özenir, Bu düşünceden de anıtın avcıların hedef tahtası haline gelebileceği gerekçesiyle vazgeçildi. Ülkenin bazı bölgelerinde anıtların ne hale geldiği ortada. Anıttaki tanrılar ve aslan heykelleri, mermiler yüzünden tahrip edilebilirdi. Bölgeyle ilgili olarak yakın zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığına rapor gönderdik. Raporda öncelikle bir yolun yapılması, daha sonra bölgeye bir bekçi atanması gerektiğini belirttik. Bekçi atanırsa anıt dikilebilir ve tam anlamıyla koruma altına alınarak turizme kazandırılabilir diye konuştu.

ANTİK BÖLGENİN, KÖYDEN AYRILMASI GEREKİYOR
Ayrıca antik ve modern yerleşimin bir arada bulunduğu bölgede çalışma yapılarak, antik bölgenin köyden ayrılması gerektiği yolunda fikir bildirdiklerini belirten Özenir, şu anda anıtlar için bir çalışma yapılmadığını, rapora cevap beklendiğini söyledi. Köyde hayvancılıkla uğraşan Ramazan Karaşan ise bölgeye özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turist geldiğini bildirdi.

TAŞLI YOL, ANTİK KENTİN ÖNEMLİ SORUNU Antik kentin en önemli sorununun, taşlı yolu olduğunu ifade eden Karaşan, Bazı turistler, araçlarıyla Anıt'ın olduğu yere çıkamıyor. Biz elimizden geldiğince onlara bilgi vermeye çalışıyoruz, ancak ne kadar yeterli olduğumuzu bilmiyoruz dedi.

Kapadokya tarihine günışığı vuracak Kapadokya'da bu yıl 3 merkezde yürütülecek kazı çalışmaları için havanın ısınması bekleniyor.

Nevşehir AA 4 Nisan 2005
Nevşehir Müze Müdürü Halis Yenipınar, Kadirah Deresi Bölgesindeki sütunları, Suvermez Beldesi'ndeki Ortodoks Kilisesi'ni ve Şahinefendi Köyü'ndeki Roma dönemine ait hamamla, toplantı salonunu günışığına çıkarmaya çalışacaklarını açıkladı. İl merkezinde bulunan Kadirah Deresi Bölgesi'ndeki sütunların Nevşehir Belediyesi'nin çalışmaları sırasında ortaya çıktığını belirten Yenipınar, Sütunların ait olduğu dönemi henüz belirlemedik. Buradaki kazı çalışmalarını belediyeyle işbirliği içinde yürüteceğizdedi. Derinkuyu İlçesi'ne bağlı Suvermez Beldesi'ndeki 19. yüzyıla ait Ortodoks Kilisesi'nde de Suvermez Belediyesi işbirliğiyle kurtarma kazısı yapacaklarını vurgulayan Yenipınar, Ürgüp İlçesi'ne bağlı Şahinefendi Köyü'nde, Roma dönemine ait tarihi hamam ve toplantı salonunun günyüzüne çıkarılması için 2002'de başlattıkları kazıları sürdüreceklerini ifade etti Yenipınar, kazı çalışmaları için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 20 bin YTL (20 milyar lira) ödenek göndereceğini kaydetti.

Dünyanın en eski evine sponsor aranıyor

25.04.2005
Amerikalı uzmanların yaptığı inceleme sonrasında dünyanın en eski evi olarak tescillenen 14. yüzyıla ait kerpiç eve restorasyon için sponsor aranıyor.

Yüksek Anıtlar Kurulu üyeliği görevinde bulunan ve halen Mimar Sinan Fakültesi'nde ders veren Mimar Hüsrev Tayla, 1300'lü yıllarda yapıldığı Amerika'da yapılan toprak analizleri ile kesinleşen Bursa'nın Molla Fenari semtindeki kerpiç evin kamulaştırılıp, elden geçilerek tamirinin yapılmasının evin uzun yıllar daha ayakta kalmasını sağlayacağını söyledi. Kazım Baykal sempozyumu için Bursa'ya gelen Mimar Hüsrev Tayla, Ulucami'de ilk hutbeyi irad eden Hamidullah'ı Veli Hazretleri'nin halkın işçilere her gün ekmek getiren Somuncu Baba tarafından verildiğine işaret ederek, "Hamidullah'ı Veli Hazretleri'nin 1396 olan vefat tarihi de evin onun tarafından yapıldığını doğruluyor. Büyük evliyalardan olan Somunca Baba'ya ait bu kerpiç ev ile yine yanında bacaları bir olan eski evin kamulaştırılarak bakımının belediye tarafından yürütülmesi büyük önem arz ediyor. Bu evlerin röleve çalışmalarını bizzat ben hazırladım. Böyle bir gönüllü kuruluş çıkar ise her türlü yardımı vermeye hazırım" dedi.

FIRINLARI HALEN DURUYOR
Bursa'da Molla Fenari semtinde Somuncu Baba tarafından yapıldığı tahmin edilen 665 yıllık kerpiç bina, Amerikalıların evin toprak örneklerini incelemesiyle dünyanın en eski evi olarak kabul edilerek tescillendi. Ulucami'nin Yıldırım Beyazıt Han tarafından inşa ettirildiği dönemde, yaptığı küçücük fırınlarda bütün işçilere yetecek kadar ekmek pişiren halk arasında Somuncu Baba olarak bilinen Hamidullah Veli Hazretleri'nin yaptığı evin, günümüzde halen ayakta durması, toprağın zamanla taşlaşmasına bağlanıyor. Hamidullah'ı Veli Hazretleri'nin Ulucami'nin işçilerine somun yapmak için inşa ettiği 2 küçük fırın ise halen günümüzde duruyor. Bu arada çevre halkı ise, kayalık bir zemine yapılan ve günümüzde halen kullanılan dünyanın en eski evinin temelinin dualı eller ile atılmasının da bu kadar depreme rağmen ayakta kalmasını sağladığı görüşünde. Duvar kalınlığı 80 santimetre olan eve bir pencere açtırmak için yıllar önce bir ustanın 17 gün çalıştığını belirten ev sahipleri de, evin bakımını her yıl mutad olarak yaptıklarını belirtiyor. Son olarak 1997 yılında evin dış cephesi bir kerpiç ustası tarafından yine samanla karılan toprakla elden geçirilip sıvandı. Diğer yandan Amerika'da zengin ailelerin, son yıllarda topraktan inşa edilmeye başlanan kerpiç tipi iki-üç katlı müstakil evleri yüksek fiyatlarla satın aldıkları öğrenildi. Bu arada kerpiç evler duvar kalınlığı sebebiyle yazın çok serin ve kışın sıcak oluyor. Uzmanlara göre, ısı dengesini doğal olarak sağlayan kalın toprak duvarlar, insan vücudunun elektriğini de alarak dinçlik veriyor.

Arkeolojik alan yeraltı şehri çıktı

17.02.2005
Eskişehir'in Han İlçesi'nde
11 yıldır sürdürülen kazılarda bölgenin, Roma Dönemi'ne ait, mekanları birbirine bağlayan galerilerden oluşan yeraltı şehri olduğu belirlendi.

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Özel İdaresi tarafından tahsis edilen bütçe ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ve Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun izniyle Han İlçesi'ndeki arkeolojik SİT alanında 11 yıldır sürdürülen kazıların 2004 yılı çalışmaları Aralık'ta tamamlandı. Müze Müdür Vekili Arkeolog Dursun Çağlar başkanlığındaki 27 işçi, belediyenin iş makineleri ve teçhizatlarıyla bölgede kazı ve temizlik çalışması yaptı. 11 yıl süren kazı çalışmaları sonucu, bölgenin Roma Dönemi'ne ait yeraltı şehri olduğu belirlendi. Eskişehir'in 104 kilometre güney doğusunda yer alan bölgede mekanları birbirine bağlayan galerilerden oluşan yeraltı şehrinde, yoğun olarak adak çukurları, depolar, kaya mezarlar tespit edildi. Üç seviyeli olarak saptanan yeraltı şehrine, dikdörtgen şekilde geniş ve yuvarlak bir mekandan girildiği belirlendi. Mekanın kenarlarına ana kayaya oyulmuş mezar yerleri yapıldığı tespit edilirken, zeminde belirlenen üçgen oyuğun banyo ve tuvalet olduğu tahmin ediliyor. En alt seviyede ise uzun bir koridorla yeraltı şehrinin su kanalına ulaşıldığı belirlendi. Mermerden yapılmış adak heykelciklerin Zeus, Kybele, Attis, Apollon, Afrodit ve Üçlü Hekate ait olduğu tahmin ediliyor. Yeraltı şehrinin 15 metre batısında anakayaya oyularak yapılmış olan kaya mezarda ise sandukalar şeklinde oyularak yapılmış mezar yerleri bulundu. Roma Dönemi'nde yapıldığı belirlenen kaya mezarın girişindeki odanın çeşitli yerlerine ve tavanlarında, daha sonradan yapıldığı tahmin edilen rozet, bitkisel motifler, çarkıfelek, fiyonk ve baklava dilimlerinden oluşan süslemeler saptandı. Kazı çalışmalarında açığa çıkan mezar ve yeraltı şehrinin plan, rolöve ve restorasyon projesi çalışmalarının 2005 yılındaki kazı çalışmalarıyla devam etmesi planlanıyor.

EPHESOS

Efes Antik Kenti'ni gezerek yok ediyoruz
2 bin yıllık tarihi olan Efes Antik Kenti ihmal kurbanı. Antik kentte ziyaretçilere ayrılan bir yürüyüş yolu olmadığı için mermerler tahrip oluyor hatta mermer bloklar çöp kutusu ve kül tablası olarak kullanılıyor İlk çağda kurulmuş Batı Anadolu'nun en önemli şehirlerden biri olan 2 bin yıllık tarihi Efes antik kenti tehlikede. Organik bir madde olan mermerin aşınması ve geri dönüşü olmaması yüzünden tarihi kent gidereek zarar görüyor. Efes Müze Müdürlüğü'nde 1974 yılından beri görev yapan ve antik kenti en iyi bilenlerden biri olarak nitelendirilen Arkeolog Cengiz İçten, Efes'teki bu tahribatı önlemek için projeleri olduğunu ancak maddi imkansızlık nedeniyle uygulamaya koyamadıklarını söylüyor. Efes'e bazen günde 12 bin turistin giriş yaptığını söyleyen İçten 'Burada yürüyüş parkuru yok. Buraya takları da içine alacak şekilde bir yürüyüş parkuru yapacağız. Giriş- çıkış saatlerini belirli saatlerle sınırlayacağız. Yılda 1.5 milyon turiste demir olsa dayanmaz ki mermerler dayansın. Bugüne kadar mermerlerin aşınmasıyla kaybolan çok detay var. Ayrıca oluşan hasara anında müdahale edip onaracak bir ekibe ihtiyaç var. Efes'in yıllık giriş çıkış hasılatı 10-15 trilyon lira. Bu para Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine değil de bize verilse bırakın Efes'i Selçuk'u altınla kaplarız' diyor. YASA VAR AMA DENETİM YOK Efes'te 15 yıldan bu yana kazı çalışmaları yapan Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün bugünkü çalışmalarını yürüten Mimar Jung Klaus ise Türkiye'de yasa olduğunu ancak denetim olmadığını söylüyor. Diğer ülkelerde tarihi eserlerin üzerine çıkmak bir yana yanına bile yaklaşamanın imkansız olduğunu anlatan Klaus 'İnsanlar tarihe zarar verdiği gibi kendine de zarar verebilir. Bildiğim kadarıyla sizin bu konuda bir yasanız var ama denetim yapılmıyor' diyor. 14 yıldır rehberlik yapan ve bu süre içinde yalnızca Efes'e 50 bin yakın yerli ve yabancı turist getiren Kuşadası Rehberler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Cihan'a göre de Efes büyük bir tehlike içinde. Kurulduğu dönemde Doğu'ya açılan büyük bir ticaret kapısı olan ve Hıristiyanlığın merkezi konumundaki Efes'in yoğun ziyaretçi akışı nedeniyle günden güne yıprandığını anlatan Cihan 'Zamana meydan okuyan Efes'e doğanın 2 bin yılda veremediği zararı biz 10 yılda verdik' diyor. Cihan, Efes'e gelen turistlerin belli bir güzergahtan değil de kendi başlarına dağınık gezdiklerini, bunun da tahribatı artıran unsurlardan biri olduğunu hatta bazı turistlerin antik kentteki mermerlerin sağlam olup olmadığını anlamak için kırdıklarını söylüyor: 'Efes'te en büyük aşınma Skolastika Hamamı, Memülüs Anıtı ve Herakles Kapısı'yla ana yollar üzerindeki künklerde meydana geliyor. Turistler antik kentin girişinde yarısı toprak üzerinde kalan boruların üzerinde geziniyor. Oysa bunlar 2 bin yıllık kanalizasyon boruları ve tahrip oluyor. Turistler heykel ve anıtların üzerine çıkarak fotoğraf çektiriyor, içi oyulmuş 2 bin yıllık küçük mermer blokları ise kül tablası ve çöp kutusu niyetine kullanıyor.'

2006 arkeoloji haber arşivi-1 2006 arkeoloji haber arşivi-3
2005 arkeoloji haber arşivi

 
        mesaj kutusu  Konuk  Defteri     

arkeolojidunyasi@gmail.com

bana ulaşmak için yukardaki maili kullanın veya üzerine tıklayın